Kategoriler
Bilim Felsefesi Felsefe Mantık Mekanik

Tarihi Tartışma

Aristoteles üzerine İbn-i Sina ve Biruni’nin iletişimi. Ne kadar geriye gitmişiz insanlık olarak düşünsel anlamda.

Biruni, İbn-i Sina’ya 10 soru yöneltmiş. Sorular, cevaplar ve cevaplara yorumlara şuradan bakılabilir: https://www.tarihikadim.com/biruni-ve-ibn-sina-arasindaki-10-soruluk-mektuplasma/ (eline sağlık çevirenin)

Bizim burada amacımız, kendimizce tartışmaya eşlik etmek.

Daha ilk soruda karmaşa başlıyor. En az birkaç bağlam birden var.

1- Aristoteles’in atomculara olan eleştirisi

2- Monad-dyad yani tekli-ikili ayrımı

3- Gerçek-zihinsel ayrımı

4- Süreğen-ayrık tartışması

5- Bir nesnenin temsili fikri

Aristoteles’in atomculara getirdiği eleştirileri pek bilmiyorum. Bildiğim kısım, mekanik diyebileceğimiz evren tasviriyle ilgili. Demokritos’a göre evren, Laplace’ın evreni gibi birçok anlamda. Atomlar var ve onların arasında belirlenmiş ilişkiler var. Aristoteles bu türden belirlenimci yani kapalı uçlu bir sistem olmadığını belirtir evrenin. Evrende amaçlar veya yönelimler vardır. Entelechia veya telos buna atıfla anlaşılmalıdır. Atomcu evren anlayışı, mekanik işleyişi yani materyal, form ve sebep (gerek) ilkeleri açıklamakta yeterlidir. Fakat, organik dünyada yönelim yani ereksellik vardır. Bu sebeple dört ilkeyi bir arada sunmuştur Aristoteles:

1- Materyal

2- Form

3- Sebep

4- Erek

Burada iki eksen vardır. Mantık, formdan materyali anlama çabasıdır. Materyalin form almasını (mesela bir yumurta hücresinin civcive dönmesi veya insanın hareketi, konuşması) sebep-sonuç ekseninde analiz etmemiz gerekir. Sebepler, o süreci mümkün kılan olumsallıklardır. Sonuç ise tüm sürecin yönelimidir. Ağlayan bir bebeğe emzik verdiğimizde susabilir. Susmayabilir de. Sustuğu durumda ağlamasının sebebinin emzik olduğunu söyleriz. Susmadığı durumda ise başka şeyler deneriz. Sonuçlar cinsinden anlayabiliriz formları yani materyali. Materyale form veren veya formu türeten ilke olarak düşünülebilir entelechia. Bilimlerin ve mantığın amacı bu ilkeyi keşfetmektir. Yani, dönüşümün doğasını anlamaktır. Bugün bile bu değişmiş değildir. Hala yumurtanın canlıya nasıl dönüştüğünü veya deneyim ile sinir hücrelerinin nasıl şekillendiğini anlamaya çalışıyoruz.

Bir başka deyişle, Demokritos’un mekaniğine akış fikrini eklemiştir Aristoteles. Bir yönü vardır işleyişin ve bunda kestirilemeyecek, belirlenmemiş haller vardır.

Diğer ayrımları anlamak için Aristoteles’in derdini anlamamız gerekiyor. Bir nesneyi temsil etmenin özneden bağımsız yollarını aramaktadır Aristoteles. Mantık aslında bu türden bir bilimdir. Şüphecilerin eleştirileri haklıdır, bu sebeple akıl yürütme ilkeleri bile mekanik ve izah edilebilir formlara indirgenebilmelidirler. Aristoteles, bazı nesnelerin teklik ile ifade edilemeyeceğini söylüyor. Bir mıknatısın kutupluluğu gibi. En küçük parçasının bile çift kutbunun olduğundan bahsedebiliriz. Bu mekansal bir bölünme ile mıknatıstan soyutlayabileceğiniz bir durum değildir. Aristoteles, bu türden ilişkilerin de olduğunu söyler doğada. (Anladığım kadarıyla.)

Gerçek ve zihinsel arasında kurgulanan ayrım da ilginç. Bir şeyleri zihinde yapabilmek ve gerçek dünyada yapabilmeyi bir arada tartışıyor bu ikili. Burada bir şeyleri zihinde yapabilmemizi sağlayan becerinin bilimidir işte mantık. Bugün psikoloji, sinirbilim, bilişsel bilimler de aynı konuya odaklanmışlardır. Kenneth Craik’e göre zihin, dünyanın kavramsal modellerini yapar. Bu anlayış 1950 sonrasında önemli ölçüde merkeze oturmuştur. Ancak, sekiz asır önceki tartışmada ve Aristoteles’in felsefesinde de bu türden bir model veya temsil fikrini görebiliriz. Bu şaşırtıcı değildir. Bilakis, bu türden temsilci teoriler hem İslam felsefesinde hem de orta çağ Avrupa felsefelerinde bolca geliştirilmiştir. 17. yüzyılda önce Francis Bacon, sonra Kartezyen düşünürler ve 1690’da John Locke, hep buradaki 12-14. yüzyıl isimlerine atıfla eser vermiştir. Roger Bacon, Duns Scotus, Erfurtlu Thomas, Magnus Albertus gibi düşünürlerde bulunabilir 17. yüzyılda ortaya çıktığı düşünülen birçok fikrin. Evrensel gramer (universal grammar), derinlik-genişlik ayrımı (logical comprehension-extension), zihinsel temsil teorileri gibi konular önce 12-14. yüzyıl Avrupalı düşünürlere, sonra İslam dünyasına ve en son Aristoteles’e kadar takip edilebilirler. Bildiğim kadarıyla eski Mısır’a uzanan bir mantık anlatısı yok. Ancak, diğer bilimler için bu tasvirlediğimiz yol Mısır’a kadar da takip edilebiliyor. Örneğin, geometrinin, aritmetiğin ve hatta cebirin temelleri var milattan önce yirminci asırda eski Mısır’ın 12. hanedanlık döneminden. Trigonometrik ifadeler var. Mesela piramidin eğimi 5.2 imiş sistemlerine göre. Her bir kübit yedi avuç, her bir avuç dört parmak. Piramitteki eğim ise, dikeyde yedi avuç yani bir kübit inerken yatayda beş avuç ve iki parmak yani beş buçuk avuç gitmeye denk. Seqed hesabı deniyormuş buna. Bildiğimiz trigonometri.

Evrenin atomlardan yani ayrık nesnelerden mi oluştuğu yoksa süreğen bir şey mi olduğu konusu da hala tartışılıyor. Burada, bu tartışmayı yürütmek istiyorsak, derdimiz temsil eksenleri olmalıdır. Ayrıklık diğer şeylere atıfla mümkündür. Süreğenlik veya yekparelik bu şekilde değildir. Gündelik gözlemde suyun ve havanın süreğenliği, taşın ve armudun ayrıklığı açıktır. Ancak, bunların ikisi de yanıltıcıdır. Suya daha yakından baktığımızda, ayrık nesneler görürüz. Armuda daha yakından baktığımızda, süreğenlik görürüz. Bunlar, analitik eksenler olarak anlaşılmalıdırlar. Evrendeki temsil edilebilir en temel veya basit ilişkinin ayrık mı süreğen mi olacağı sorgulanabilir. Fakat, büyük ihtimalle, buradaki ayrımımız yetersiz bir ayrım olduğunu kanıtlayacaktır. Çünkü, bu ayrımları türettiğimiz gözlemlerin doğası ile uygulamaya çalıştığımız nesnenin doğası çok farklıdır. Süreğen-ayrık eksenine ilave olarak belirlenim ekseni olmalıdır. Hatta, bu ayrım doğrudan belirlenim üzerinden yapılmalıdır. Bir şeyin ayrık olduğunu söylemek, etrafındaki diğer şeyler tarafından tam olarak belirlenmediğini söylemektir. Tersi de süreğen olduğunu iddia ettiğimiz şeyler için geçerlidir.

Gerçeği zihinde modelleme çabamız her daim bilgimizle kısıtlı olacaktır. Bu sebeple, bir şeylerin zihinde bölünebileceğini ama gerçekte bölünemeyeceğini vs söylemek dikkatli ele alınmalıdır. Aristoteles burada bazı nesnelerin doğrudan ikili doğası olduğunu iddia etmiş de olabilir. (Okumak lazım.)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.