Kategoriler
Bilim Felsefesi Felsefe Psikoloji

Bilimlerin Gelişmişlikleri

Bilim dediğimizde aslında iki şeyden bahsediyoruz. Birincisi kavramsal bir yönelim (veya arayış veya yöntemler bütünü), ikincisiyse bunun pratik çıktıları. Bilim felsefecileri bu ikisinin farkını ifade edebilmek için genelde “Science” derler kavramsal olana büyük S ile. Bu yazıda bu anlamıyla bilimden bahsetmeyeceğiz. Pratik bilimlerin gelişmişliklerine dair bir şeyler söyleyeceğiz. Elbette pratik bilimler dediğimiz şey, “Bilim” diye idealize ettiğimiz kurgunun da bir anlamda ön koşulu. Bu sebeple söyleyeceğimiz şeylerin kavramsal “Bilim” ile de ilgisi olacak.

Bilimlerin gelişmişlikleri derken, spesifik bir bilim alanından bahsediyorum. Birçok bilim felsefecisi bilimsel teorileri değerlendirmek için zeminler sundular. Ancak doğrudan bir bilim alanını değerlendirecek bir zeminimiz yok. Aslında var, ancak yeterince nesnel değil ve tek bir teori altında toplanmış durumda değil. Bu amaçla birkaç şey önereceğim. Bunların hepsi daha önce elbette söylenmiş şeyler. Ben de bir araya getirmiş olacağım bir anlamda.

Spesifik bir bilimin (fizik, psikoloji vs) gelişmişliğinden bahsedebilmek için şunları göz önünde bulundurmalıyız:

1- Açık sorular

2- Yarışan teoriler

3- Terminoloji (Lexicon)

Örneğin, Fizik için bakalım bunlara. Fizik’teki açık sorulardan bir tanesi madde-enerji arasındaki ilişki veya quantum dünyanın mekanikleri. Eldeki verileri açıklamak gayretinde bir sürü teori var. Mesela quantum mekaniği için çoğumuzun bildiği şey aslında spesifik bir yorum. Kopenhag yorumunu ekseriyetle biliyoruz. Eldeki veriyi başka şekilde açıklayan yaklaşımlar da var. Mesela Everett yorumu, pilot-dalga teorisi vs. Fizik terminolojisine baktığımızdaysa büyük oranda başarılı olduğunu görüyoruz. Kütle, vektörel hız, açısal hız, ivme, zaman, sıcaklık vs gibi bir sürü “net” terim var. Dünyanın her yerinde aynı şeyi anlar fizikçiler “kütle” veya “hız” dediğinizde.

Hemen Psikoloji ile karşılaştıralım. Psikolojinin temel sorusu karmaşık davranışın nasıl ortaya çıktığıdır. Rüyalar, dil, problem çözme, öğrenme vs nasıl mümkündür? Çekişen bir sürü teori vardır bunların her biri için. Mesela, Davranışçılık ekolü “uyaran-tepki” ikiliğine indirger tüm davranışları. Bilişsel psikoloji ekolü ise, “uyaran-tepki” ikiliğinin yetersiz olduğunu, bu ikisinin arasında sembolik temsiller (symbolic representations) ve bu temsilleri işleyen matematiksel operatörler olduğunu iddia eder. Üçüncü kritere, yani “Terminoloji” kriterine, bakana kadar pek de bir şey anlamayız aslında o bilimin gelişmişliğiyle ilgili. Çünkü, Psikolojinin soruları da Fiziğin soruları kadar yaman, teorileri de bir o kadar karmaşık görünmektedir. Ancak, çok önemli bir fark vardır arada: Terminolojik nitelik. Psikolojide, “hafıza, algı, bilgi, kavram, zihin, düşünce…” gibi temel terimlerin hiçbirisi “net” değildir fizikte olduğu gibi. “Kütle” veya “ivme” kavramlarından dünyanın her yerindeki fizikçiler aynı şeyi anlar, ancak “hafıza” veya “bilgi” kavramlarından aynı departmandaki iki psikolog bile aynı şeyi anlamaz. Çünkü, bunların net şekilde tanımlanabileceği sağlam bir ontolojik zemin yoktur. Kimya veya Fizikte bu sağlam zemin vardır. Psikolojilerin en temel sorunu da kendilerini aynı bilimin parçaları olarak görmek yerine, “rakip kamp” olarak görmeleridir. Davranışçıların çoğu Psikanaliz ekolünü tamamen dışlar. Gestaltçıların bir sürü bulgusunu reddeder. Bilişselcilerin belki de hepsi Davranışçılığı tamamen göz ardı eder. “Barışık” ekol yoktur diyebiliriz. Bu sebeple herkes ayrı telden çalar. Ve, ortak bir dil, sağlam bir terminoloji oluşmaz.

Tabii ki bu konuda atılmış bir sürü de adım var. Mesela Sibernetikçilerin yapmaya çalıştığı şey en temelde, “her türden makine (insan da dahil) davranışının fonksiyonel bir tasvirini vermek”tir Ross Ashby’nin dediği gibi. Ancak pek fazla yol alamamışlardır. [Bence bunun temel sebebi biyoloji ve mühendislikten bir bilimsel teori üretme çabalarıdır. Her bilimsel teori, felsefi zemine de ihtiyaç duyar. Sibernetikçiler bunu birçok vakit ıskalamıştır.]

Özetle, bir bilimsel disiplinin gelişmişliğine kafa yorarken, açık sorulara, mevcut teorilere bakmalıyız, ancak bu ikisi sadece “terminoloji” düzgünse “anlamlı” bilgi verecektir. Terminolojinin “net” olmadığı bir alanda, örneğin Psikoloji, sorulan sorular da net değildir, bu sorulara cevap olarak sunulan teoriler de. Örneğin, “dil” tanımı yoktur bugün psikologların üzerinde ortaklaşabilecekleri. “Öğrenme” veya “hafıza” tanımları da yoktur. Ancak “dil öğrenmesi” üzerine binlerce aktif çalışma vardır. Herkes “dil” ve “öğrenmek” kavramlarından bambaşka şeyler anlarken, kocaman bir ortak “literatür” inşa etmeye çalışmaktadırlar. Bu literatür ne yazık ki bu sebeple birçok anlamda çok kalitesizdir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.