Kategoriler
Felsefe Tıp

ALS – III: Teşhisin Doğası

Slavoj Žižek diyor ki bir psikanalistin yaptığı iş bir detektifin yaptığı işe çok benzer. Elde bir takım ipuçları vardır ve bu ipuçlarını geriye doğru takip ederek ne olup bittiğini bulmaya çalışır psikanalist. Ancak, bunu yaparken unutmamalıdır ki bir suçlunun suçunu gizlemek için izlerini örtebileceği ve hatta sahte ipuçları koyabileceği gibi insan psikolojisindeki bozukluklar da kendilerini saklamaya ve hatta inceleyeni yanıltmaya çalışırlar.

Bir önceki yazıda Batı kültüründe unutulup gitmiş üçüncü bir akıl yürütme yönteminin varlığından bahsettik: aparım (abduction, retroduction, hypothesis).Ve, bu yöntemin, detektifliğin temel yöntemi olduğuna değindik. Aparım, eldeki ipuçlarından olası bir açıklamaya gitmek olarak düşünülebilir. Yani eldeki veriyi anlamlı ve mümkün kılacak, bir başka deyişle açıklayacak bir teoriye ulaşmaya çalışmaktır aparım.

Bilim tarihine bakarsanız, bilimin bir zamanlar “ne” veya “ne var” sorularına cevap aradığını görürsünüz. Bu şekliyle bilim tasvirleyicidir, betimleyicidir. Ancak, özellikle son birkaç yüzyılda, bilim “ne” sorusuna ek olarak “nasıl” sorusunu da sormaya başlamıştır. Ve bugün bilimden anladığımız şey “ne” sorusundan çok “nasıl” sorusuna verilen cevaplardır. Yani, bir başka deyişle, bilim açıklama peşindedir. Fenomenin varlığını bulgulamak veya fenomeni betimlemek sadece başlangıçtır. Asıl bilimsel ilerleme fenomeni açıklamakla yani gözlemlenenleri anlamlı kılacak bir teori ortaya atmakla olur. Ve aparım bunun teorize edilmiş halidir.

Yazının başlangıcında psikanalizin detektifliğe nasıl benzediğinden bahsettik. Bu aslında sadece psikanaliz için geçerli değil. Temel bilimler, mühendislikler ve tıp da bu şekilde ele alındığında, birçok noktada, detektifliğe benzer. Bir doktora gittiğinizde, elde bir takım semptomlar vardır (örneğin; baş ağrısı, yüzün şişmesi, kan değerlerindeki bazı sapmalar, vs.). Doktordan beklenense tüm bu semptomları anlamlı kılacak bir açıklama türetebilmesidir. Ve bu semptomlara ne kadar yakından bakarsa o kadar ayrıntılı olduklarını görür. Bu noktada, günümüz doktorlarının yaptığı şey, en temelde, bir takım “spesifik” semptomlar aramaktır. X varsa Y hastalığıdır; T varsa Z hastalığıdır gibi bir takım genel geçer bulgularla birleştirmeye çalışır mevcut hastanın durumunu.

Üstte anlattığım şeye eski Yunan’da “Semiotika” yani “işaretleri yorumlamak” deniyordu. Ve, tek bir doktorun hastasında bunu uyguladığı gibi, tıp dünyası da bir topluluk olarak bu yöntemi kitlesel olarak uygular. Farklı farklı noktalardan toplanmış gözlemleri anlamlı kılacak bir anlatı türetmeye çalışırlar. Buna etiyoloji yani hastalıkların sebebinin tespiti de denir.

Tam bu noktada önemli bir ayrım karşımıza çıkıyor. Gerçekten tek tek farklı hastalıklar mı vardır yoksa farklı hastalıklar olarak gözlemlediğimiz şeyler bir takım “sağlıksızlık” durumlarının birleşimlerinden mi ibarettir? Mesela, “grip” tek bir şey midir? Yoksa, bir takım sağlıksızlık koşullarının birleşimine verdiğimiz genel bir isim midir?

Grip üzerinden ilerlersek, hepimiz biliyoruz ki her grip olan tam aynı semptomları göstermez. Bazısında baş ağrısı olur, bazısında olmaz. Bazısının burnu akar, bazısının pek akmaz. Bazısının sesi kısılır, bazısının kısılmaz. Bazısı sürekli hapşırır, bazısı hiç hapşırmaz. Bazısı sürekli öksürür, bazısı hiç öksürmez. Sürekli öksürenlerin bazısının sesi de kısılır, bazısınınsa sesi kısıktır ama hiç öksürük yoktur. Yani, 10 farklı semptom mümkünse, 210 (1024) farklı küme mümkündür. Bunu kendinizde ve ailenizde de gözlemleyebilirsiniz. Örneğin, kızınıza “grip” teşhisi konduğunda semptomlar iştahsızlık, öksürme, burun akıntısı, baş ağrısı, halsizlik, yüksek ateş olabilir. Oğlunuza “grip” teşhisi konduğundaysa ses kısıklığı, boğazda yanma, aksırık gözlemlenirken iştahında veya enerjisinde bir değişiklik olmayabilir.

“Grip” tüm bu olası semptom kümelerine topluca verdiğimiz isimdir işte. Üstte bahsettiğimiz ayrım da tam olarak bununla ilgilidir. Grip, tek bir şey midir? Yoksa bir takım sağlıksızlık durumlarını “anlamlı” kılmak için geliştirilmiş bir ontoloji midir? Grip için söylediklerimizi diğer tüm hastalıklar için de söyleyebiliriz. Her diyabet hastasında tam olarak aynı semptomları gözlemleyemezsiniz, ancak hepsini ortak kılan bir semptomlar kümesi vardır. Kanser için de böyledir, karaciğer yağlanması için de böyledir. Ve bu kişilerin kan tahlillerine baktığınızda da bu durum benzerdir. Tam aynı kan değerlerini gözlemlemezsiniz, ancak aynı hastalığın teşhisini koyacak ölçüde bir ortaklık gözlemlersiniz.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü birçok kişi çok karikatürize bir hastalık algısıyla bu işe bakıyor. Spesifik bir hastalık var ve o spesifik hastalığın çok belirgin ve değişmez semptomları var diye düşünüyor. Halbuki bu doğru değildir. Hastalıklar, bir tür soyutlamadır. Spesifik “sağlıksızlık” koşullarını anlamlı kılmak ve doktorun hem teşhis hem tedavi esnasında işini kolaylaştırmak için geliştirilmiş bir tür kavramsal altyapıdır.

Günümüz tıbbında genel anlayış hastalıkların “tekil” olduğu tarafına daha yakın ne yazık ki. Bunun zıttı olan, yani “çoğulcu” konumu da hepimizin bildiği şu söz güzelce özetliyor: Hastalık yoktur, hasta vardır.

Ben bu iki konumu da sağlıklı bulmuyorum. Lafı daha fazla uzatmak istemiyorum, ancak kişisel olarak durduğum noktayı betimlemesi için ben de şöyle bir deyiş geliştirdim: Hastalık da vardır, hasta da vardır.

Yani, tek tek grip hastaları da vardır ve bunların hiçbirisi tam olarak aynı semptomları göstermezler. Ancak, tam olarak aynı semptomları göstermeseler bile hepsinde ortak bir takım bozukluklar vardır. Yani, hasta veya hastalığa değil, bu “ortak bozukluklar” veya “sağlıksızlık koşulları” diyebileceğimiz şeye odaklanmalıyız. Aynı bozukluklar farklı kişilerde farklı semptomlara yol açabileceği gibi, farklı bozukluklar farklı kişilerde benzer semptomlara da yol açabilir.

İşte tam bu nokta, Batı sağlık anlayışında birçok uygulamacı tarafından ıskalanır. Psikolopatolojilerde de bunu gözlemlersiniz. “Otizm” veya “disleksi” gibi isimler altında kümelediğimiz her çocuk aslında bambaşkadır. Ancak, hepsini ortak yapan da bir takım nitelikler vardır.

Bir hastanenin acil servisine gidip tam aynı semptomları gösteren kişilere bakın mesela. Örneğin, bacağı kırık insanlara bakın. Bazısı merdivenden düşmüştür, bazısına bisiklet çarpmıştır, bazısı spor yaparken olmuştur, bazısı ormanda yürürken… Yani semptom aynıdır, ancak sebepler bambaşkadır.

Yine, gidin ve aynı otobüs kazasından çıkan insanlara bakın. Bazısının karaciğeri delinmiştir, bazısının boynu kırılmıştır, bazısının yüzü yanmıştır, bazısının omzu çıkmıştır, bazısı ölmüştür, bazısınaysa hiçbir şey olmamıştır. Yani, sebep aynıdır ancak sonuçlar bambaşkadır.

Bu noktanın yeterince iyi anlaşılması serinin devamındaki yazılar için hayati öneme sahip. Çünkü, serinin devamında, ALS’nin temelde karaciğer, yağ metabolizması, enerji metabolizması ve metal metabolizmasındaki bozukluklardan kaynak aldığını iddia edeceğiz. Her bireyin karaciğerinin bozulma sebebi farklı olduğu gibi, karaciğeri bozulan her bireyde gözlemleyeceğimiz semptomlar da aynı olmayacaktır. Örneğin, bir boksörün karaciğerinde ve böbreğindeki bozukluğun temelinde yıllar içinde aldığı darbeler önemli rol oynayabilir. Bir sporcunun karaciğerindeki bozukluğun sebebi ise aldığı kortikosteroidler ve performans artırıcılar olabilir. Bir başka hastada temel sebep pankreasın düzgün işlememesi iken, bir diğerinde safra kesesinin eksikliği olabilir. Ve yine başka birinde temel sebep bol glüten ve kalitesiz yağ asitlerinin bolca tüketilmesi olabilir. Her hastanın hikayesinde bir sürü farklılık mümkündür.

Karaciğer bozukluğu için geçerli olan bu durum, aslında her türden bozukluk için geçerlidir. Enerji metabolizmasındaki bozuklukların da ne tek bir sebebi vardır ne de tek bir sonucu.

Üstte anlattığım şeylerden ötürü ALS hastalarının çoğunda bambaşka hasta hikayeleri gözlemlersiniz. Bizim burada yapmaya çalışacağımız şey, tüm bu farklılıkları anlamlı kılacak bir “açıklama” zemini vermek olacaktır. Bu açıklama zemini de bir önceki yazıda bahsettiğim “aparım” (abduction) denen akıl yürütmenin doğru uygulanmasıyla elde edilebilir ancak.

Yine üstte anlattığım şeylerden ötürü, ALS haricindeki bazı hastalıklar (Multiple sclerosis, MS; Spinal muscular atrophy, SMA; Adrenoleukodystrophy, ALD) için de söylediklerimiz belli bir oranda geçerli olacaktır. İlerleyen yazılarda bilimsel çalışmalara atıfla da göreceğiz ki bu dört hastalığın (ALS, MS, SMA, ALD) da temelinde karaciğer bozuklukları önemli rol oynamaktadır ve özellikle 2005-2010 sonrası birçok araştırma ekibi dikkatini karaciğer ve ilgili sistemlere yoğunlaştırmıştır.

Son bir not olarak da şunu belirtmek istiyorum. Bir önceki paragrafın sonunda da belirttiğim gibi, bahsini edeceğimiz şeylere önemli ölçüde dikkat yöneltilmiş durumda. Ancak, bir bilimsel çalışmanın organize edilmesi, deneylerin yapılması, sonuçların derlenmesi, bu sonuçların ve kavramsal çerçevenin ilgili akademik yayıncılara ulaştırılması, akademik dergilerin onayı, bu onay sonrası bu çalışmaların diğer akademisyenlere ve bilimcilere ulaşması, benzer çalışmalarla bu çalışmaların desteklenmesi, tıp eğitimine bu çalışmalardan elde edilen sonuçların sirayet etmesi, doktorların bu yeni bilgiler ışığında konuyu değerlendirmesi… çok uzun süreçlerdir. Tıp literatürü özelinde konuşursak, özgün bir şey bulunduğunda -bulunan şey hızla kabul edilse ve onaylansa dahi- ortalama hastaya ulaşması 15-25 yıl arasında sürmektedir. Bu yazı serisinin temel amaçlarından birisi de “yeni” veya “özgün” bir şeyler söylemekten öte, mevcut verilerin ve bilimsel çalışmaların, tıp eğitimi olmayan insanlara ulaşmasını hızlandırmaktır. Akademik yayınlar bu işin ilk kısmıdır, o akademik yayınları “sıradan” insanların anlayabileceği bir dile tercüme etmek ise ikinci kısımdır. Bizim amacımız, bu ikinci kısma odaklanmak ve onu hızlandırmak olacaktır. Sürçülisan kaçınılmazdır, eksik ve hatalı bilgi vermek de kaçınılmazdır. Bu sebeple okurdan beklentimiz, kendi araştırmasını yapması ve olabildiğince fazla doktora danışmasıdır. Doktorlar da kendilerine bu tip konularda danışıldıkça, araştırmak yönünde şevke gelirler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.