Kategoriler
Uncategorized

Corona Çılgınlığı – III

Hayatımızın ortasına getirip bir konu bıraktılar. Okullar ara verdi, sokaklar bomboş, herkes korku içinde evinde oturuyor ve akıllarda sadece tek bir konu var. Hal böyleyken bile kimse bunun sosyolojisini yapmıyor. Ya birkaç basit komplo teorisi ortaya atıp kaçıyorlar ya da kalabalığa katılıp gidiyorlar. Sosyoloji diploması alınarak icra edilebilecek bir şey değildir. Bir insana müzisyen diploması vererek onu müzisyen yapamayacağınız gibi sosyoloji diploması vererek de hiçbir şey elde edemezsiniz. Türkiye’de sanırım bir milyon kişiye yakın sosyoloji ve benzeri bölümlerden mezun insan var. Ve ne yazık ki bir tanecik ayrıntılı analiz okuyamadık toplamda ne olup bittiğine dair.

Bir korku hayatlarımızı felç etmiş durumda ve kimse ne sayıları sorguluyor ne istatistikleri ne mevcut verileri ne bu işin geçmişini ne teorileri… Sadece bakıyoruz. Bize anlatılanlara aptal aptal bakıyoruz. Bir şey söylüyorlar, o şeyi evden çıkmayacak veya kafamıza maske takacak kadar ciddiye alıyoruz. Komşumuza “merhaba” demeyecek kadar ciddiye alıyoruz. Düşüncelerimizin hepsi bu “şey”den etkileniyor. Ama hiçbirimiz ciddiyetle herhangi bir şeyi alıp da evirip çevirmiyoruz.

Ben sevmem lafı. Bu hastalık hayatı bu şekilde etkilemeye başladığından beri araştırıyorum. İstatistiklere bakıyorum, hastalık teorimizin nereden geldiğine bakıyorum, ölüm oranlarına bakıyorum, birkaç tane kitap okudum, belki yirmi tane makale indirmişimdir. Koca bir klasörüm var sırf okunacaklarla ilgili ve dün 200 sayfa okumuşum. Genelde Béchamp üzerine yoğunlaştırdım çabalarımı. Ancak Günther Enderlein var. Çok acayip fikirleri var. Pearson diye bir adam var, onun da çok acayip fikirleri ve dahası kendi üzerinde yaptığı deneyler var. 25-30 gün aç bırakıyor kendisini mesela kronik bazı hastalıklarını iyileştirmek için. Çürük dişini ve böbreğini mesela. Ve eğer iddiaları ciddiyse iyileşiyor da. 1900’lerin başından bir sürü böyle araştırmacı var. Mevcut hastalık teorisini sorgulamışlar ve çok ilginç yerlere çıkmışlar. Florence Nightingale var, 1850’de bile sorguluyor o dönemin “germ” teorisini. Tek tek germler olamaz diyor, çünkü hastalıkların birbirlerine dönüştüklerine her saniye tanıklık ediyorum.

Bir koğuşa biraz fazla insan koyun, hemen öksürük başlar diyor. Eğer sayıyı artırırsanız grip vakaları ortaya çıkar. Buna rağmen koğuş nüfusu artmaya devam ederse zatürreye kadar gider diyor. Ve çok daha fiziksel bir hastalık teorisi veriyor. Orada ilgili bakteriler veya virusler yoktur demiyor. Olay onlarla kısıtlı değildir diyor. “Sağlıksızlık” durumu virus veya bakteriden bağımsız olarak vardır. Ve bu germler aslında fırsatçı, leşçil canlılardır. Zaten hasar görmüş hücreyi hızlıca sonuna kavuşturmak için vardırlar. Ve bunların çoğu dışarıdan gelmez. Kanımız bozulduğu an kendi içinden bu türden yapılar türer hiçbir dış etki olmaksızın. Şu video çok güzel özetliyor: https://www.youtube.com/watch?v=8DDUUMDkXsM (Bu kanaldaki diğer videolar da çok güzel. Çünkü “gerçek” görüntüler var. Bizim mevcut tartışmalarımız ise hep “laf”.)

Ve şu an aslında hepimiz görüyoruz ki tüm bu tantana içinde virus zaten sağlıksız insanları öldürüyor. İtalya’daki istatistiklerde görüyoruz ki yaş ortalaması 79-80. Ölenlerin neredeyse hepsinin bir tane fazladan hastalığı var ve çoğunu iki üç hastalığı var. Mesela böbreği bitmiş, şeker hastası vs. aynı zamanda.

Türkiye’de her yıl kaç tane “yaşlı” insan ölüyor bileniniz var mı? 2011 yılında 170 bin tane 75 yaş üstü insanı kaybetmişiz. Yani ayda 15 bin. Ve sırf 75 yaş üstü. Bu ölümlerde sebep olarak baktığımızda ise üçüncü sırada “solunum sistemi hastalıkları”nı görüyoruz. Yani her yıl 75 yaş üstü belki 50 bin kişiyi zaten solunum hastalıklarından kaybediyoruz. Ve bu yıl da kaybedeceğiz. Ve bu insanları incelediğimizde solunum yolu sorunları gösteren kişilerde ne görüyorsak onları göreceğiz. Nefes alıp vermede büyük zorluk, ciğerlerde sıvı birikmesi, aşırı halsizlik, iştahsızlık… Genç birisi bunu atlatabilir ama bir yaşlı için üç gün üstüste kusmak çok zor bir şeydir.

Bu istatistikler çarpıtılacak. Bunların çok küçük bir kısmı, mesela bu yıl solunum vakalarından ölmesi beklenen 50 bin kişinin 500’ü bile “corona” diye etiketlenebilirse “panik” daha da artacak. Bize normalini hiç bilmediğimiz değerler ile ilgili istatistik sunup bizi korkutmaya devam edecekler.

Evden çıkamayacak kadar korkan insanlar var. Bu şaka değil. Ben açıkçası ilk günden beri inanmıyorum, corona virusunun varlığına değil, “sağlıklı” bir insanı “hasta” edebileceğine inanmıyorum. Bu sebeple de araştırdım hep. Ama gerçekten korkanlar var, psikoloğa danışanlar var, daha önceki korkularıyla birleştirip ağır depresyona girenler var. İntiharlar duyacağız belki de birkaç hafta sonra. Ve kimse bu intiharları “corona ölümü” olarak kaydetmeyecek.

Korkmayın. Virusun en “ağır” olarak geçtiği yerlerde bile olan şey on milyon kişiden 2 bin tane “yaşlı” insanın ölmesi. Yaşlılarımız neden sağlıksız? asıl bunu sormalıyız. Yaşlıları ve ölüleri bu kadar kendimizden uzaklaştırdığımız için bugün bu kadar korkuyoruz. Ve şaşırıyoruz yaşlıların bu kadar umursamaz olmasına. Onlar biliyorlar. Onlar biliyorlar ki 75 yaşında birinin 85 yaşını görme olasılığı zaten 1/10. Onlar biliyorlar ki bugün birazcık üşütseler bir daha iyileşememe ihtimalleri var. Ama bizim umurumuzda bile olmayan kaygılar bunlar. “Uzaktan bakıyoruz” demek isterdim ama bakmıyoruz bile. Ve bu bilgileri birileri “istatistik” adı altında biraz gözümüze sokunca deliye dönüyoruz. Korkudan evden çıkamayacak alışverişe gidemeyecek hale geliyoruz. Ama virus girmesin diye camı açmayanlar var. Delirmiş herkes ve bu deliliğe bir isim verip geçiştiriyoruz. Delirdiğimizi fark etmeliyiz. Çoğumuz bu hastalıktan ölen birini görmedik. Dahası “hasta” birini de görmedik. Gördüğümüzde ne olacak? Bunu hiç düşündünüz mü?

Bugün bile “sokağa çıkmak yasaklanmalı” diyen kocaman bir güruh var. Kendileri korktukları için bizi de zapturapta alacaklar. Akıl bu şekilde çalışıyor. Kendi paniğini kendi içinde tutamıyor. Ve belki de alındı bu karar ve alınacak. Bu kadar panik halindeki insanların işler biraz kötüye giderse neye dönüşeceğini hiç düşündünüz mü? Almanlar 1 Eylül 1939’da Varşova’ya girdiklerinde “sokağa çıkma yasağı” koydular hemen. Birkaç ay içinde bu yasak “sokakta görülürsen vurulursun”a dönüştü. Bugün belki buna dönüşmez, ama işler kötü giderse kim bilebilir ki? Sokakta gezen birini “hastalık saçıyor” diye vurup öldürebilecek kadar delirebiliriz. Ve bunu yaparken de elimizdeki istatistik son bir ayda “5 bin kişinin solunum yolları hastalığından ölmesi” olacak. Bu tüm eylemlerimizi meşru kılacak. Türkiye’de her yıl 70 bin kişi solunum yolları hastalıklarından ölüyor. Ve herhangi bir anda şimdi içinde bulunduğumuz paniğin bir benzerini oluşturmak o kadar kolay ki.

Ortada hiçbir salgın, hiçbir bu türden panik yokken bile hem sağlık ocakları hem aile hekimleri hem hastaneler tıkabasa dolu. Ve herkes daha fazla hastane açılmasıyla bunun çözüleceğini düşünüyor. Yani normal halimiz bile panik. Kafayı yakmışız. Başı ağrıyan aile hekimine gidiyor. Her yıl sırf grip için dört beş kez doktora giden gencecik insanlar tanıyorum. Ve sürekli hasta oluyorlar. Ve daha fazla doktora gidiyorlar. Doktora gitme kafası zaten onları hasta ediyor. Gribe karşı bile kendini savunacak kadar, doğru önlemleri alacak kadar “birey” olamamış. Doktorun bir tane antibiyotik yazması ve “portakal ye” demesi gerekiyor. Kendi akıl edemiyor portakal yemesi gerektiğini. Bu kadar aptallaşırsak bu panik normaldir.

Sakin olun arkadaşlar. Her şeyin cevabı sakinliktedir. Bu hayat hediye. Her saniyesini zaten son saniyesiymiş gibi yaşamalıyız. Bunu hatırlatması için salgınlara, toplu ölümlere, eve kapanıp da netflix’in dibine vurmaya gerek olmamalı. Ama zaten asıl derdimiz netflix izlemek özünde. Hastalık bahane. Hastalıkta da virus bahane.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.