Kategoriler
Yerellik İlkesi

Egzersiz Üzerine

Güç, kuvvet, kudret, enerji, patlayıcı güç, dayanıklılık, dirayet, kondisyon… Kocaman bir terminoloji var ve kimse tam olarak ne söylediğinden haberdar değil.

Öte yandan fizyolojik olarak da kocaman bir gerçeklik var. Kemikler, kaslar, eklemler, tendonlar, bağlar, damarlanma, oksijenlenme… İlk paragraftaki terminolojiyi bu fizyolojik özelliklere bağlayabileceğimiz bir zemin oluşturmalıyız.

Uzun zamandır kafa yoruyorum bu konuya ancak oturup da kim ne demiş diye araştırmadım. Benzer kavramsal yapılar ve çalışmalar olabilir, olsun.

Her türden eylemimiz oksijen ile başlar. Düşünmek de yürümek de midenin çalışması da ancak oksijen ile mümkündür. Sistemin ilk basamağını oksijenlenmeye veriyoruz bu sebeple. Oksijenlenme dediğimiz olay akciğerde başlıyor ve devasa bir damar ağıyla vücudun her zerresine iletiliyor. En hızlı değişen kısım olarak da düşünebiliriz burayı. Birkaç nefeste tüm kan kimyası değişebilir. Taşınan oksijen miktarı önemli ölçüde artıp azalabilir. Akciğer ve nefes dolayısıyla ilk sırada yer alıyor. Birçok uzak doğu öğretisinin de ilk olarak nefese odaklanması boşuna değil. Doğru ve derinden nefesler almak ilk adımı işin. Çok yeni ortaya çıkmış Wim Hof tekniği de ilk sıraya nefesi koyuyor. Fiziksel efor için de nefes ilk sıradadır diyor Wim abimiz, kaygıdan korunmak için de. Derin nefes kaygıyı azaltır ve bu fizyolojik bir süreçtir. Wim Hof’un bir diğer iddiası da doğru nefes ve soğuğa maruziyet ile bağışıklık sisteminin hiçbir hastalığı geçirmeyecek şekilde eğitilebileceği, ona da başka yerde değiniriz.

Oksijenlenmeyi mümkün kılan ikinci unsur ise damarlar. Devasa bir damar ağı var ve her hücre öyle veya böyle bu ağa erişim halinde. Yani ikinci sırada damarlanma geliyor. İstediğiniz kadar güçlü kaslarınız olsun, oksijenlenmesine yetecek damar yapısı orada değilse enerji ve güç üretemezsiniz. Eylem mümkün değildir. Bazı yoğun egzersizlerin doğası düşünüldüğünde damarlanmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz. Örneğin, bir uzun mesafe koşucusunun bacak kasları sıradan bir insanınkinden çok gelişmiş değildir, ancak damarlanması çok daha iyidir. Oksijeni, besini ve artık malzemeleri çok daha verimli bir noktadan diğerine iletir.

Üçüncü sırada kaslar var. Kaslar biyolojik anlamda enerjinin en temelde tüketildiği yerler. Kaslar sayesinde tendonları hareket ettiriyoruz ve o tendonlara bağlı kemikler ve eklemler eylemi üretiyor. Kas bizim ontolojimizin merkezinde bulunuyor. Oksijenlen ve damarlanmadan sonra, tendonlardan ve kemiklerden önce. Genel hatlarıyla bir spor salonuna gidip de vücut geliştirmeye başlayanlar kaslarını geliştirmeye çalışırlar. Bu anlayış eksiktir ve dahası sakatlığa yol açar. Dikkat ederseniz, spor salonuna yeni başlayan birisi, 6 ay 1 yıl gibi bir sürede kas kütlesini önemli ölçüde artırır. Kas kütlesini artırmak kolaydır ancak tek başına kasların güçlenmesi sürdürülebilir değildir. Ve spor salonlarına giden birçok kişide -ilk 1 yılda yakaladıkları büyümeyi sürdürmeye çalışırlarsa- ciddi tendon ve bağ sakatlıkları çıkar. Görürsünüz böyle adamları. Kocaman kolları vardır ama üç tane barfiks çekemezler çünkü tendonitis olmuşlardır.

Kaslardan sonra tendonlar ve aslında her türden bağ doku gelir. Bağ dokunun en az üç dört çeşidi var ancak hepsi için geçerli bir şeyler söylemek derdimiz. Kasları kısa vadede zorlayıcı tekrarlarla kocaman hale getirebileceğimizden bahsettik. Bağ doku için ise bu yöntem çalışmaz, bilakis tehlikelidir. Üstteki örneğimizde barfiks çekemeyen adamdaki sorun tendonlarının kasları kadar güçlü olmamasıdır. Tendonları ve bağları yeterince gelişmeyen bireylerin eklemleri de gereğinden fazla zorlanır. Kas bir enerji üretmektedir ancak o enerjiyi iletebileceği kadar güçlü bir altyapı yoktur ortada. Tendon ve bağları güçlendirmenin bilinen en iyi yollarından birisi Yoga egzersizleri. 120 kilo ağırlığı bir kere kaldırıp indirmek yerine, vücut ağırlığınızı belli şekillerde dakikalarca tutmaya çalışırsınız. Kasları çok yormaz bu türden egzersizler, ancak klasik vücut geliştirmekten farklı olarak tendonlara ve bağlara uzun süre “kabul edebilecekleri” miktarda yüklenir. Tendonlar kaslardan çok daha yavaş gelişirler, bu sebeple daha sabırlı bir anlayışla onlara yaklaşmak gerekir.

Son basamakta ise iskelet var. Belli bir yaştan sonra kemiklerimizi güçlendirmek çok çok daha zordur kaslara ve tendonlara göre. Mümkündür ancak çok az aşama kaydedilir. Üniversite seviyesindeki tenisçilerin kollarıyla ilgili bir makale okumuştum. Raket kullandıkları kollarının yüzde kırk daha “yoğun” olduğunu bulgulamışlar. Benzer bir şeyi antropolojik kayıtlarda da görüyoruz. Homo Erectus fosillerinin bacak kemikleri biz modern insanınkinden çok daha yoğun ve bir anlamda sağlam. Çünkü belki de o bacaklar her gün ortalama 20-30 km mesafe kat etti. Kemiklerin gücünü kas ve tendon gücüyle aşmak çok zordur, bu sebeple spor sırasında kemiklerde çatlak veya kırık pek karşılaşılan şeyler değildir. En fazla spor yaralanması eklem, bağ ve kas seviyesindedir. Aklıma gelen tek bir örnek var bunun aksi. Bruce Lee “good morning” egzersizi esnasında belini kırıyor. Çok statik bir hareket ancak bel kemiğine o kadar yük bindirebilmiş. Bunu yapabilmek için çok çok güçlü olması lazım kas ve tendon yapısının. Örneğin, sıradan insan belini kırabilecek kadar büyük bir ağırlığın altına girdiğinde ilk ihtimal kasları yırtılır, ikinci ihtimal bağları kopar. Bruce Lee kaslarını ve bağlarını yeterince güçlendirmişti ancak o da kemiklerin gücünü hesaba katmamıştı. Zaten okuduğu şeylerden de anlayabilirsiniz. Kariyerinin ilk döneminde klasik vücut geliştirme işine giriyor ve fark ediyor ki hem hantallaşıyor hem de kasları göründükleri kadar güç üretemiyorlar. Tendonlarına özel önlem alıyor ve egzersizlerini radikal şekilde değiştiriyor. Barfiks çubuğuna asılıp durmak, bacaklarını açıp yarım saat beklemek gibi hareketleri artırıyor. Ufacık bir adam, lakin inanılmaz bir güç üretiyor. Yarım tonluk kum torbalarıyla çalışacak kadar güç üretiyor. Lakin ne yaparsa yapsın, kemiklerinin destekleyebileceği kuvvetin ötesine geçemiyor.

Özetlemek gerekirse; akciğer, damarlar, kaslar, bağlar, iskelet şeklinde bir hiyerarşi var. En hızlı kanımız değişir, en yavaş kemiklerimiz. Herhangi bir spora başlarken de aklımızda bulundurmamız gereken tek bir şey olacaksa o da budur. Tendonlar yeterince gelişmeden 120 kilo benchpress yapmaya çalışırsanız bir noktada kendinizi sakatlarsınız.

Hangi kısmı çalıştırmak istiyorsak, egzersizimiz de buna uygun olmalı. Akciğeri geliştirmek hızlı biçimde oksijen tüketmekle olur. Bir bölgemizin damarlanmasını istiyorsak da aynısı geçerlidir. O damarları zorlamalıyız, onları mümkün ve gerekli kılan sistemi çalıştırmalıyız. Kaslar için klasik vücut geliştirme ve türevleri zaten yeterince ayrıntılı kaynaklar. Tendonlar için de yoga, pilates, kinestetik yeterlidir. Kemikler için de çok uzun süre yapılan rutinler faydalı olacaktır. Koşu mesela.

Toplamda da istediğiniz vücuda ulaşmak diye bir şey yoktur. Neler yapabilmek istediğinize karar verin, vücudunuz o eylemleri yapabilecek şekle bürünür zaman içinde. Örneğin, 120 kilo benchpress yapabileyim, 200 kilo deadlift yapabileyim derseniz vücudunuz ona göre şekillenir. 20 barfiks, 100 şınav yapabileyim derseniz de bu yönelime göre şekillenir. Kafanızda bir vücut tipi varsa, o vücudun yapabileceklerini ön görmeye çalışın. Sonra o buna uygun hareket edin. Hollywood çok güzel bir sahne bu iş için. Aynı adamların bambaşka rollerdeki fiziklerini kıyaslayabiliyoruz. Mesela, Snatch’teki Brad Pitt 120 kilo benchpress yapamaz ancak Troy’daki büyük ihtimalle yapabilir. Görüntüdeki fark da bu yetilerdeki farkın yansımasıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.