Kategoriler
Dil Yerellik İlkesi

Söz Eylem – III

Dilin gerçekliğin bir tasviri olduğu görüşü Batı felsefesinin dil konusundaki tavrını özetliyor. Dili, gerçekliğin bir yansıması olarak görüyoruz. Dildeki oyunları doğadaki paradokslar sanıyoruz. Ve dilin çok özelleşmiş halleri olan dinleri ve bilimleri de gerçekliğin temsilcileri olarak ilan ediyoruz. Profesör Robert Elliott Allison diyor ki, Doğu felsefesi, Batı felsefesinin bittiği yerde başlıyor.

20. yüzyılda felsefede gelinen noktanın özeti Wittgenstein’ın “sözlerle ifade edemeyeceğimiz vakit susmak gerekir” çıkarımı şeklinde özetlenebilir. Dilin mutlak bir doğruluk gereci olmadığı bir kez anlaşılınca tüm mantığımız tüm bilimimiz tüm beşeriyet tarihimiz de sorguya açıldı.

Taoizm (Daoizm de derler) ise dilin ikircikli yapısını en önden sunarak başlar. Lao bundan 26 asır önce 81 tane ufak dize bırakmıştır. Bunlar Taoizmin en temel iki metninden biridir. Diğer metin ise Zhuang Zhu’nun Zhuanghzi metnidir. Zhuang Zhu birkaç yüzyıl sonra yaşamıştır Lao’dan.

Lao ilk dizesinde der ki “Tao isimdir ama Tao isim değildir”. Ne zaman ki Tao’yu dile dökmeye çalışırız, Tao’yu kaybederiz. Dil böyle bir şeydir. Bir kavramı veya kelimeyi çok doğal şekilde rahatlıkla kullanırız. Ancak üzerine kafa yorduğumuz anda bulanıklaşmaya başlar o kavram. Uzun demek aslında kısa demektir. Bir kısa olmadan bir uzun tasvirleyemeyiz. Her kavram karşıtını çağrıştırır ve onunla birlikte anlamlıdır. Taoist öğreti dilin ve insan kavramsal çerçevesinin bu yönünün farkındadır. Buradan türetilen paradokslara bayılırlar.

Dilin güvenilmez hale geldiği böyle bir zeminde Wittgenstein umutsuzluğa kapılır. Felsefe yapılamayacağını düşünür böyle bir zeminde. Taoist ise ancak dili geride bıraktığımızda, onun bu paradoksal yapısını anladığımızda eylemin mümkün olduğunu bilir. “Hiçbir rehberi rehber edinmemek.” Taoizm’in en temelindeki öğretilerden biridir. Birçok Tao düşünürünün felsefesinde yer alır o felsefeyi terk etmemiz gerektiği.

Zhuang Zhu da bunlardan biridir. Ama onu özel kılan bu yönü değildir. Bundan 400 yıl önce, Descartes her şeyin bir rüya olabileceğini düşündüğünde hiçbir çıkar yol bulamamıştı. Gerçekliğini tekrar inşa etmesi gerekti. O an rüyada olmadığına kendisini ve okuru inandırması gerekti.

Zhuang Zhu ise bundan 2400 yıl önce, rüyayı kabullendi. Rüyasında bir kelebek olduğunu söyledi. Ve belki de şu anda da bir kelebeğin rüyasındaki adamım dedi. Onun için farkı yoktu. Etrafı deneyimlemesine ve deneyimi üzerine akıl yürütmesine engel değildi bir kelebeğin rüyası olmak. Etrafta bir şeyler vardı ve Tao etrafı deneyimlemektir. Bir adamın rüyasındaki kelebek veya bir kelebeğin rüyasındaki adam olmanızın bir önemi yoktur. Dahası hangisi olduğumuzu belirlemenin de hiçbir yolu yoktur.

Devam edecek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.