Kategoriler
Yerellik İlkesi

Zihinbilimlere Dair Bazı Önermeler – II

Bir önceki yazıdan devam edelim.

Zihinbilimler Batı felsefesinin kusurlarını miras almıştır. Kartezyen anlayış güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Zihin (veya ruh) ve beden halen iki ayrı töz olarak resmedilmektedir. Bu iki farklı tözü barıştırma çabaları mevcuttur ancak iki farklı töz ortaya atmak zaten sorunludur. İşlevselci (functionalist) yaklaşıma göre zihin beynin bir işlevidir. Sindirimin midenin bir işlevi olması gibi düşünülebilir.

Beyin, biliş organı olarak tasvirlenmektedir. Bu da Kartezyen anlayışın devamıdır. Descartes insan ruhunun beyindeki epifiz bezinde oturduğunu ve oradan bedeni yönettiğini düşünmektedir.

Beynin bir yönetici olarak resmedilmesi kusurlu bir bakış açısıdır. Alan Watts’ın da dediği gibi mide vücudu ne kadar yönetiyorsa, beyin de o kadar yönetir. Organizmalar bir bütünlük içinde anlamlıdırlar.

Beyin, duyu organlarını (göz, kulak, deri vs) ve hareket serbestisini (kollar, parmaklar vs) bir araya getiren bir bağ doku olarak düşünülmelidir. Sinir hücrelerinin evrimsel anlamda ortaya çıkışı ve gelişmesi incelendiğinde bunun böyle olduğu açıktır.

Sinir hücrelerinin 550-560 milyon yıl önce ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Sinir hücreleri sayesinde daha önce mümkün olmayan bazı şeyler mümkün hale gelmiştir. Örneğin, kolumuza değen bir yaprağı milisaniyeler mertebesinde fark ederiz. Sinir hücreleri bu anlamda iletişim dokusudurlar. Beyin ise sinir hücrelerinin kitlesel ölçekte bir araya geldiği merkezi bir yapıdır.

Beyin bir organ olmaktan çok bir dokudur. Beyni mikroskop ile ilk kez inceleyen Malpighi de beynin bir organ değil, bir salgı bezi olduğu sonucuna varmıştır.

Sinir hücreleri embriyolojik süreçlerde de önemli rol oynamaktadır. Karmaşık hayvan morfolojileri ancak sinir hücreleri gibi hızlı iletişim kanalları sayesinde mümkün olmaktadırlar. Embriyo henüz birkaç günlükken sinir sistemi oluşmaya başlar ve canlının karmaşık şeklini alabilmesi için farklı merkezlerin iletişmesini sağlar. Bu türden bir iletişimin olmadığı durumlarda ya büyüme hızı çok yavaş olacaktır (bitkilerde olduğu gibi) ya da canlılar sadece çok basit formlar üretebileceklerdir (süngerlerde olduğu gibi).

Sinirbilim endüstriyeldir. Milyon dolarlık MR cihazları (ve bir miktar daha ucuz olan fNIR vs gibi akrabaları) akademideki ilgili bölümlerin hepsine öyle veya böyle satılmıştır. 1 milyon dolarlık bir aleti satın almak demek, 5 tane profesörü 10 yıl boyunca besleyebilecek (aylık maaşın 10 bin lira olduğu kabul edilirse) bir bedelin bir tane alete verilmesi demektir. Bize bu olaya böyle bakmamamız öğretilmiştir. Bu aletler bir kez satın alındıktan sonra da tüm akademinin bu yöne evrilmesi kaçınılmazdır. Yakın zamanda bu alandaki bir yazılım hatasından ötürü yayımlanan 40-60 bin civarı makalenin “geçersiz” hale geldiği ortaya çıkmıştır. Ancak bilimciler hiçbir şey olmamış gibi o makalelerin sonuçlarına atıfta bulunmayı sürdürmektedirler. Endüstriyel bu demektir. (Kaynak)

Zihinsel yetenekler bedensel becerilerin (duyu organları ve hareket kabiliyeti vs) bir görüntüsüdür (uzantısıdır). Bedensel beceriler dışında bir zihinsel beceri ne yazık ki yoktur. Görmek, duymak, acıkmak, istemek, anlamak, sevmek, korkmak… hepsi bedensel eylemlerdir. Bunun böyle olduğunu ilk fark eden kişi Aristoteles’tir ve der ki zihne atfettiğimiz her yetenek aslında bedenseldir de.

Bedensel becerileri nesnel ve bilimsel olarak inceleyebileceğimiz zemin günümüzde mevcuttur. Bir canlının gözünün veya kulağının hassasiyetini ölçebiliriz. Cybernetics araştırmacıları insan gözünün ve kulağının işlediği bilgi miktarını byte cinsinden hesaplamışlardır. Aynı şekilde, bir organizmanın eylemsel becerileri de mekanik yöntemlerle hesaplanabilir. Örneğin, insan elinde 27 hareket serbestisi vardır. Canlıların bedenlerindeki kas, kemik, eklem, tendon sayıları gayet bilimsel olarak çalışılabilir ve canlıların hareket kabiliyetlerinin nesnel bir ölçümü yapılabilir.

Bedensel becerileri, yani gözlemlenebilir ve ölçümlenebilir nitelikleri, merkeze koyan bir yaklaşım bitki, hayvan ve makine zihinlerine dair konuşmamızı sağlayacak kavramsal zemini de bizlere sunmaktadır. Yeni keşfedilen bir hayvanın bile duyusal ve bedensel kabiliyetleri irdelenebilir ve zihinsel yeteneklerine dair akıl yürütülebilir. Aynı şekilde bitkilerin de nemi, sıcaklığı, ışığı vs hisseden yapıları ve bu değişimlere karşılık olarak verebilecekleri tepkiler vardır. Bir bitkinin de hareketleri karışıktır ve bir tür zihni olduğu söylenebilir. Bu türden bir hesapla bitkilerin de zihinsel yeteneklerine dair konuşabiliriz. Son olarak, makinelerin de neyi yapıp yapamayacakları duyu ve eylem yeteneklerine bağlıdır.

Yapay zeka alanı ilk ortaya çıktığında (1956-1975 arası diyebiliriz) “sembolik” problemlerle uğraşmıştır. Satranç, mantıksal teorem ispatı, arama ağacında gezinmek gibi problemler semboliktir. Ancak yapay zeka alanı ilerledikçe (1980’ler ve sonrası) bu türden çözümlerin yeterli olmadığı durumlar hemen fark edilmiştir. Sistemlere kameralar, mikrofonlar, robotik kollar, motorlar, tekerlekler vs eklenmiştir. Bunlar eklendikçe de bir oda içinde hareket etmek gibi çok basit görünen (bir böceğin bile kolayca yapabildiği) birçok şeyin mevcut yapay zeka sistemleri için neredeyse imkansız olduğu ortaya çıkmıştır. Bir makineye mikrofon veya kamera ekleyerek yaptığımız şey, makinenin duyusal becerilerini artırmaktır. Tekerlek veya robotik kol ekleyerek yaptığımız ise eylemsel becerilerini artırmaktır.

Sembolik yapay zeka geleneğinin yetersiz geldiği noktalarda farklı yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Bunların en fazla bilineni ve başarı sağlayanı yapay sinir ağlarıdır. Yapay nöronlar makinelerin duyusal ve eylemsel becerilerini birbirlerine bağlamak yoluyla çalışırlar. Algoritmik karmaşıklıkları (bkz) çok düşüktür yapay nöronların. Ancak binlercesi bir araya geldiğinde ses işleme, görüntü işleme, araba sürme, Mars yüzeyinde gezinip örnekler toplama gibi birçok karmaşık süreci yürütebilirler.

Sembolik yapay zekanın eksik olduğu nokta ikon ve indeks konularıdır. Bunların ne demek olduğunu anlamak için semiyotik gelenek incelenmelidir. (Bununla ilgili bir yazı dizisi hazırlanmalı.)

Zihinbilimlerde kaynakların neredeyse tamamı, anlamsız laboratuvar çalışmalarına yatırılmaktadır. Pahalı ekipmanlar ve deney düzeneklerinde aranmaktadır cevaplar. Bunun da temel sebebi bu endüstriyi yönetenlerin önceliklerinin finansal olmasıdır. Zihinbilimlerde (genel olarak) yapılan çalışmaların tekrarlanabilme oranı 1/2’den azdır (%30-40 arası). Yani kafadan atsanız daha yüksek çıkar. Ancak bu kimseyi rahatsız ediyor gibi görünmemektedir. (kaynak)

Bir önceki maddede bahsi edilen gerçek, ne yazık ki konuya ciddiyetle yaklaşanları alandan soğutmakta veya yaklaşımlarını değiştirmelerine sebep olmaktadır. Birkaç ufak masanın ve bilgisayarın olduğu laboratuvarlardan çıkacak cevaba bırakılmaktadır bu alanların kaderi. Kavramsal çalışmalar, tarih boyunca hiç olmadığı kadar ötelenmiş ve itibarsızlaştırılmış durumdadır. Dergilere kabul edilen makalelerden yazılan tezlere kadar her noktaya sirayet etmiştir bu durum.

Devam edecek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.