Kategoriler
Yerellik İlkesi

Zihinbilimlere Dair Bazı Önermeler

Zihinbilimlerden kastımız psikoloji, sinirbilim, bilişsel bilimler vs olacaktır.

Zihinbilimler ne yazık ki ekseriyetle insana odaklanmış durumdadırlar. Bunun temel sebebi mevcut Batı felsefesinin (ve genel hatlarıyla inanç dünyasının) insanı hayvanlardan ötede bir yere koymasıdır.

Sadece insana odaklanarak hayvan ve bitki zihinleri ihmal edilmektedir.

İnsan diğer hayvanlardan çok özel ve ayrıcalıklı sanıldığı için otizm, şizofreni, disleksi, hiperaktivite gibi gayet “düz” konular bile büyük tartışma konusu olmakta, dahası bu konularda neredeyse hiçbir aşama kaydedilememektedir.

Yeni doğmuş bir insan bebeği “vahşi” bir canlıdır. Aynı durum bir kedi veya köpek veya panda için de geçerlidir.

“Evcilleşmek” üzerine pek durulmayan bir kavramdır. Ancak zihinbilimler için merkezi öneme sahiptir, çünkü etrafımızdaki tüm insanlar aslında evcilleştirilmiştir.

Dil ve kültür evcilleştirme araçlarıdır. Ayıplar, kurallar, yasaklar, adetler, gelenekler, temizlik anlayışımız, inanç sistemlerimiz, akrabalık sistemlerimiz… bunların hepsi evcilleşmenin sonucudur ve antropolojik olarak da tarihçeleri incelenebilir.

İnsan veya köpek veya fare zihni yoktur. İnsan veya köpek veya fare formu vardır.

İnsanı özel kılan şey insan beyni değil, insan formudur. Aynısı bir zürafa veya zebra için de geçerlidir.

Beyin, “biliş” veya “zihin” organı değildir. Beyin, organizmanın morfolojisinin (duyusal yetenekleri ve anatomik becerileri olarak özetleyebiliriz) bir yansımasıdır.

Beyin, bir tür bağ dokudur.

Beyin, sinir sisteminin merkezileşmesi ile oluşmuştur.

Merkezi yapılar doğanın ekonomisiyle ilgilidir. (Örneğin, üretilecek bağ dokunun asgari hale getirilmesi.) Hayvanlar aleminde süngerler dışında her canlı grubunda merkezileşmiş bu türden yapılar vardır. Sinir sisteminin merkezileşmesi gibi sindirim veya dolaşım gibi sistemler de merkezileşmiştir. Örneğin, vücudumuzun belli bir bölümü sindirim konusunda uzmanlaşmış ve uzamsal olarak spesifik bir nokta etrafında toplanmıştır.

Sadece beyne odaklanan çalışmalar ne yazık ki uzun vadede anlamsızdır. Organizmaların duyusal yetenekleri ve morfolojik nitelikleri çalışılmalıdır.

Bir organizmanın bilişsel (zihinsel) kapasitesini belirleyen şey, o organizmanın etrafını duyumlama becerisi ve bu duyumlara karşılık olarak üretebileceği farklı eylemlerin karmaşıklığıdır. (İnsan formu bu anlamda çok özeldir. Neredeyse hiçbir canlıda olmayan hareket serbestisi insanda vardır. Bunun da temel sebebi ellerimiz, omuzlarımız, yüz ifadelerimiz ve çıkarabildiğimiz farklı seslerdir.)

Bir organizmanın beyin boyutu, duyumsal becerileri ve eylemsel becerilerinin bir fonksiyonudur. Duyumsal ve eylemsel becerileri yüksek canlıların -kütlelerine oranlandığında- daha büyük beyinleri vardır. Primatlar ve balinalar bunun en güzel örneğidir. Aynı boydaki bir primatın, bir köpeğe veya kediye oranla 4-5 kat daha büyük beyni vardır. Çünkü primatın karmaşık ön uzuvları ve yüz ifadeleri vardır. Yine benzer şekilde, birkaç kilogramlık octopus vulgaris’in (bayağı ahtapot) 30 kiloluk bir köpek kadar sinir dokusu vardır.

Otizm, en temelde, evcilleştirme sürecindeki bozukluklardır. Bunun sorumlusu da çocuk değil çevredir. Yani ebeveynler veya bebeğin yetişme ortamı asıl sorumludur. Otizmli çocuklar asla düşük zekalı veya sakat değil, sadece sosyal dünyadan uzaktırlar. Mevcut zihinbilimler ne yazık ki kültürün, dilin ve evcilleştirmenin ne denli karmaşık ve derin süreçler olduğunu tetkik etmeden zihne dair konuşmaya çalışmaktadırlar. Bunun istisnaları elbette vardır ancak genel durum böyledir. Nobel ödüllü Niko Tinbergen de buna çok benzer bir şey söylemiş ancak ikna edici olamamıştır.

Evcilleştirme sürecinde sorunlar yaşanan kedi veya köpeklerde de benzer semptomlar görülebilir. Kucağa alınmayı sevmeme, insan temasından kaçma, ismi söylendiğinde tepki vermeme, sosyal ortamlardayken gerilme vs.

Disleksi, simetri algısı veya simetrik eylem yeteneği ile ilgili bir farklılıktır. Solak çocuklarda disleksi görülme oranının 10-12 kat fazla olması bunun en net kanıtıdır. Gillingham-Orton teorisi de buna benzer bir şey söylemektedir.

Şizofreni, akıl yürütme yöntemlerinin bozulmasıdır. Bunun temel sebebi, bireyin çelişkili uyarana maruz kalmasıdır. (Örneğin kafaya göre bağırıp çağıran bir ebeveyn.) Gregory Bateson’ın temel tezi de bunu destekler niteliktedir.

Hiperaktivite bozukluğu diye bir şey yoktur, bebek canlılar vardır. Bebek canlılar enerjilerini odaklamak konusunda zorluklar çekerler ve doğru yönlendirmeyle bunu başarmayı zamanla öğrenirler. Bunu öğrenemedikleri durumlarda ise enerjinin ve dikkatin tek bir noktada toplanması mümkün olmaz ve bireyin davranışları “hastalıklı” bir hal alır.

Mevcut akademik ve klinik psikoloji (ve ilintili alanlar) ne yazık ki endüstriyeldir. Araba endüstrisi veya pırlanta endüstrisi kadar endüstriyeldir ne yazık ki. Bunun bu şekilde olduğunu belirtmeden yürütülen her proje de aynı kaderi paylaşmaktadır. Otizm veya disleksi veya şizofreni dünya genelinde trilyon dolarlık sektörler haline gelmişlerdir. (Sağlık sektörü genelinde bunun eleştirisini yapan araştırmacılar vardır ve eserleri incelenmelidir.)

Bir bilişsel (zihinsel) sürecin “anlamı”, o sürecin gözlemlenebilir (takip edilebilir, ölçümlenebilir, belirlenebilir…) sonuçlarının toplamıdır. Bu tanım pragmatizmin de temel tanımıdır.

Pragmatizm, kelimelerin, kavramların ve zihinsel süreçlerin anlamlarını belirlemek için ortaya atılmış bir semiyotik teorisidir.

Semiyotik, eski Yunan’da temelleri atılmış, Locke tarafından isimlendirilmiş ve en net şekilde Charles Sanders Peirce tarafından kavramsallaştırılmış bir zihin teorisidir.

Cybernetics, davranışçılık, bilişsel bilimler (cognitive science) ve yapay zeka (AI) semiyotik geleneğin ardıllarıdırlar. Bu alanların hepsinin merkezinde işaret-nesne-yorumcu (sign-object-interpretant) ayrımı vardır. Ancak, bu alanların hiçbiri semiyotik geleneğinin detaylarına gereken önemi vermemiştir. Ve, iddia edilebilir ki, bu alanlardaki temel tartışmaların bazıları, semiyotik farkındalığın artırılması ile çözüme kavuşturulabilir.

Zihin-beden veya ruh-beden veya biliş-vücut gibi ayrımlar ilkel ayrımlardır ve günümüz biliminde yerleri yoktur.

Zihne dair modellerimizi değerlendirebileceğimiz bir kavramsal zemine ihtiyaç vardır ve bizce bu kavramsal zemin (veya onların bir tanesi) ilgili modellerin algoritmik karmaşıklıkları olmalıdır.

Beyinde bir takım modüller olduğunu iddia etmek ve dil veya problem çözümü gibi karmaşık süreçlerin bu modüller sayesinde yürütüldüğünü savunmak ne yazık ki “kötü” bir modelleme anlayışıdır. Chomsky insanda “dil organı” olduğunu savunmuştur. Bu türden bir anlayış, bilimsel akıl yürütmenin önüne taş koymaktır. Amacımız, karmaşık olguları daha karmaşık olgular ile değil, daha basit doğal yapılar ile açıklamak olmalıdır.

Nöronların nasıl büyüdüğü, nasıl bağlantılar kurduğu ve nasıl tepki verdikleri iyi çalışılmış alanlardır. Teorilerimiz, nöronların bu becerileri ve organizmanın morfolojik niteliklerini temele koymalıdır. “Dil organı” gibi hayali yapılar soyutlamak, olguyu açıklamak değil geçiştirmektir.

Dil, her canlıda vardır. Her canlı, etrafının düzenlilikleriyle kendi ihtiyaçları arasında bir takım köprüler inşa eder. Bitkilerin bile “sembolik” bağlantılar kurabildiği deneysel olarak bulgulanmıştır. İnsana özgü olan ise yüksek derecede özelleşmiş iletişim sistemleri ve konuşma yeteneğidir.

İnsan iletişim sistemlerinin ileri derecede karmaşık yapısının müsebbibi ise en azından 3.4 milyon yıl önceye (bilinen en eski taş aletler) kadar takip edebildiğimiz materyal kültürdür.

Antropolojik olarak, her nesilde insan etrafını şekillendirmiş ve etrafı da insanın düşünme şeklini şekillendirmiştir. Semiyotiğin temel tezlerinden biri de -sosyal bilimler bağlamında ele aldığımızda- budur. Teoriler, kavramlar, kelimeler, şemalar, diyagramlar, geometri, matematik, cebir, calculus, alet edevatlar gibi yapay nesneler düşünme şeklimizin temel belirleyicileri arasındadır.

İnsan zihnini çalışmak istiyorsak, sapiens formunun filogenetik ağaçtaki yerini anlayarak işe başlamalıyız. Memeliler ve diğer hayvanlar arasındaki fark buradaki ilk durağımız olabilir. Sonrasındaysa primatlar ve diğer memeliler arasındaki farklar çalışılabilir. Son olarak da sapiens ve diğer primatlar arasındaki ayrımlara dikkatimizi yöneltmeliyiz. Dil veya kültür veya alet yapımı gibi zihinsel beceriler ancak bu türden bir çalışma ile bir perspektife yerleştirilebilir.

Sembolik Yapay Zeka (Symbolic AI) geleneğinin temel sorunu sadece sembolik süreçlere odaklanıp ikonik ve indekssel süreçleri göz ardı etmesidir.

Satranç oynamak veya teorem ispatlamak veya bir haritadaki en kısa yolu bulmak gibi problemler tamamen sembolik problemlerdir. Ancak algı veya hafıza ile ilgili süreçler sembolik olduklarından çok daha fazla ikonik ve indeksseldir.

İkon, indeks ve sembol kavramları Peirce ve kendisini takip eden gelenek tarafından çok ayrıntılı şekilde çalışılmıştır. Bu çalışmalardan faydalanmalıyız.

Antropolojik olarak insanı özel kılan şeyin beyin boyutu olduğu düşünülmektedir. Bu aslında ikincildir. Temelde olan ise beyin boyutunu artıran duyumsal ve eylemsel karmaşıklıkların evrimsel süreçlerde artmasıdır. Bu süreçlerin tamamen nesnel bir açıklamasını vermek esas hedeflerimizden biri olmalıdır.

Morfolojiyi veya daha doğrusu duyumsal ve eylemsel becerileri merkeze koyan bir zihin teorisi ile bitki, hayvan ve makine zihinlerine dair de konuşabileceğimiz bir zemin elde edebiliriz. Mevcut zihinbilimler genelleme gücünden uzaktır çünkü tikellerle uğraşmaktadırlar. Bir serçenin veya tilkinin veya deniz hıyarının bilişsel becerilerine dair usavurumda bulunabileceğimiz hiçbir kavramsal zemin ne yazık ki yoktur.

Cybernetics (sibernetik) geleneği, her türden makine hakkında konuşabileceğimiz fonksiyonel bir açıklama ve analiz zemini sağlamıştır. Örnek aldıkları yaklaşım ise, her türden şekil üzerine formel olarak konuşabileceğimiz geometridir.

Biz de her türden zihin ile ilgili konuşabileceğimiz, analizler yapabileceğimiz bir zemin vermek çabasındayız.

Devam edecek…

2 replies on “Zihinbilimlere Dair Bazı Önermeler”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.