Kategoriler
Yerellik İlkesi

Bir Zeka Ölçeği Olarak Encephalization Quotient

Encephalization karmaşık bir kavram. Evrimsel ölçekte beyin boyutu ve karmaşıklığının arttığına göndermede bulunan bir tür teorik çerçeve esasında. Ve beynin organizmaya oranının bir tür ölçülebilir “zeka” belirtisi olarak kullanılmasını da içeriyor bu teorik çerçeve.

İnsan beyninin vücuda orantılandığında en büyük beyin olduğunu ilk fark eden kişi Aristoteles. Söylediği şey hem doğru hem yanlış. Düz bir orantıyla bizden daha büyük beyinli canlılar var. Mesela karıncaların beyin/vücut ağırlığı oranı 1/10 civarında. Birçok ufak kuşun da 1/20 civarında. Farelerin ve insanların 1/40.

Aristoteles’in doğru olduğu kısım ise şuydu, beyinleri canlı ağırlığıyla değil de allometrik bir büyüme sabitiyle orantıladığımızda insan gerçekten de en büyük beyinli canlıydı.

Bununla ilgili, bildiğim kadarıyla, ilk çalışma 1892’de Alman doktor Otto Snell’in yaptığı çalışma. Bir sürü canlı türü için beyin ve vücut ağırlığı verisini topluyor. Tüm bunları logaritmik bir ölçekte çizdiğinde çizgisel bir ilişki yakaladığını görüyor. Yani beyin-vücut ağırlıkları arasında çizgisel bir ilişki yok. Ancak log(beyin ağırlığı) ve log(vücut ağırlığı) arasında çizgisel bir ilişki var. Kısaca şöyle özetleyebiliriz:

log(Beyin Ağırlığı) = S + (A x log(Vücut Ağırlığı))

Buradaki A katsayısını empirik olarak 0.67 olarak belirliyor Snell. Yani formül bir anlamda şuna dönüşüyor:

Beyin Ağırlığı = P x (Vücut Ağırlığı)^0.67

Ve Snell bir sürü hayvan için P değerini hesaplıyor. P sayısı ona göre psychic factor yani bir tür zihinsel katsayı. Ve insanın zihinsel katsayısı en yüksek çıkıyor. Onu yunuslar ve diğer primatlar ve bazı kuşlar takip ediyor. En altta ise sürüngenler ve balıklar var.

Eugene Dubois da benzer konulara kafa yoran Fransız bir bilimci aynı dönemden. İnsanın maymundan farklılaştığı yeri arıyor örneğin. Ve Endonezya’daki Java adamı fosilini buluyor ekibiyle. Bulduğu şey bir Erectus fosili. Dubois’ya göre maymunlarla insanların arasında bir sıçrama noktası olmalı.

Dubois Snell’in çalışmasına atıfta bulunuyor ve iki noktayı eleştiriyor. İlk olarak Snell’in bulduğu katsayının 0.67 değil, 0.56 olarak çıktığını söylüyor kendi hesaplamalarında. İkinci olarak da Snell’in yöntemini sorguluyor. Ona göre farklı canlıları karşılaştırmak anlamlı bir iş değil çünkü zihinlerini veya zekalarını denk kabul edemeyiz. Ama, aynı türün farklı temsilcilerini veya yakın türleri karşılaştırmak bize bir fikir verebilir diyor zekayla ilgili. Bu sebeple köpeklerin ve insanların beyin boyutlarını tür içinde karşılaştırıyor. Yani köpeklerin beyinleri ne kadar büyür köpek büyüdükçe. Veya 100 kiloluk bir insanın beyni 60 kiloluğa göre ne kadar büyüktür. Buradaki ilişkinin vücut ağırlığının 0.20-0.30 aralığında bir kuvvet ile ilintili olduğunu buluyor. Ağırlığın 0.3 üssü demek, uzunlukla orantılı hemen hemen demek. Yani tür içindeki beyin boyutunun vücut ağırlığıyla çok az ilişkili olduğunu gösteriyor.

Lapicque var yine Fransız. O da bu araştırmaları devralıyor ve evrimsel olarak türlerin geçişliliğini anlamak için kullanabileceğimizi söylüyor. Demek istediği şey şu, eğer memelilerin kendi içlerindeki değişimi biliyorsak ve eğer herhangi bir türün kendi içindeki değişimi de biliyorsak, o türün ortak atasının ortalama boyutlarına ulaşabiliriz. Bu çalışmayı köpekler için yapıyor Lapicque. Bildiğimiz gibi 2 kilodan 100 kiloya kadar her boy köpek var ve bir sürü köpeğin beyin boyutu verisini topluyor Lapicque. Sonra köpekler için ürettiği denklem ile memeliler için olan genel denklemi birbirine eşitliyor ve bu durumu sağlayan vücut ağırlığı değerini buluyor. 17 kg çıkıyor. Yani Lapicque’in tahminlerine göre yüzlerce köpek türünün ortak atası 17 kg’lık bir canlıydı.

Julian Huxley var bu arada. Darwin’in koruyucusu olan Huxley’nin torunu yanlış değilsem. Algı Kapıları’nı yazan Huxley’nin de amcası falan galiba. Neyse, Huxley’nin biyologlar için çok önemli bir kitabı var The Problems of Relative Growth diye. O kitapta üstte bahsettiklerimi bir araya getiriyor. Ve ilginç bir gözlemden bahsediyor. Canlılar yeni doğduklarında, vücut ağırlıkları müdahaleler ile sabit tutulsa bile beyin ve testis ağırlıkları artıyordu. Yani vücuda müdahale edip kilo almasını engelleyebiliyordunuz ancak beyin büyümeye devam ediyordu. Bunun neden olduğunu açıklayamıyordu Huxley. Umarım biz açıklayabileceğiz.

Huxley’den sonra Gerhardt von Bonini var. Mevcut literatürü eleştiriyor. Çünkü ona göre, elimizde hayvanların zekalarını karşılaştırabileceğimiz nesnel bir zemin olmamasına rağmen bu tip denklemleri bir tür “zeka” ölçeği olarak kullanmaya çalışıyoruz. Bu eleştirisinde haklı. Canlıların zekalarına dair elimizde nesnel bir kriter yok. Zihinbilimlerin temel sorunlarından birisi de aslında budur. Amacımız bu sorunu da anlamsız kılacak bir ontoloji vermek bir anlamda.

1973’te ise Jerison çıkıyor. Üstteki matematiği alıyor ve ters çevirip bir katsayı da o türetiyor.

Encephalization Quotient = (Ölçülen Beyin Ağırlığı)/(Beklenen Ağırlık)

Demek istediği şey şu. İnsanın beyni diğer memelilerdeki ortalamaya uysaydı 150 gram civarı olacaktı. Ancak 1200 gram civarı. Yani 7-8 kat fazla beklenenden. Organizmanın beyni, beklenenden ne kadar büyükse bu listede o kadar yukarı çıkıyor. İnsan en tepede bir takım yunuslar ve primatlar ve kuşlarla birlikte. Snell’in matematiğinin aynısı diyebiliriz.

Burada güzel ve basit bir tablo var bazı hayvanlar listelenmiş beyin boyutlarına göre.

Amacımız, bir önceki yazıda bahsettiğimiz şeyi matematiksel olarak ifade etmek. Beyin boyutunu canlının hareket kabiliyeti ve duyusal hassasiyeti cinsinden vermeye çalışacağız. Bu sayede “zeka” diye soyutladığımız şey de ortadan kalkacak. Bir tırtılın veya farenin zihinsel becerilerini insanınkiyle veya kedininkiyle kıyaslayabileceğimiz formel bir zemin elde etmiş olacağız. Ve dahası, yapay zeka alanındaki en temel sorunlardan birine de bir tür cevap sağlayacağız.

Devam edecek…

One reply on “Bir Zeka Ölçeği Olarak Encephalization Quotient”

[…] Antropolojik olarak konuşursak da, Hominid beynine bu perspektiften bakmak çok verimli olacaktır. Çünkü, Hominid formu birçok anlamda “özdeş” diyebileceğimiz kadar aynıdır Homo Habilis’ten beri. Ancak, bazı anlamlarda değişmiştir (örneğin, gırtlak anatomisi, omuz anatomisi) ve bu değişimler artan beyin kütlesiyle nedensel ilişkiler içerisindedir. Benzer şekilde, “materyal kültür” de denklemin bir anlamda içinde olacaktır. Bundan 3.4 milyon yıl önce “taş balta” yapan Homo cinsi, iki milyon yıl önce ateşi kontrol etmeyi, bir milyon yıl önce ateş yakmayı, sonrasındaysa hızlı şekilde ip yapmayı, sal inşa etmeyi, derileri kıyafet olarak kullanmayı, olta ile balık avlamayı, ağlar örmeyi, kilden resimler ve heykeller yapmayı, alfabeleri keşfetmiştir. Tüm bunlar olurken formun nasıl değiştiğinin de bir hesabını verebilmek hayati öneme sahiptir. Bu türden bir çalışma elbette primatlara ve sonrasında memelilere ve daha da sonrasında tüm kordalılara genişletilebilir. Herhangi bir canlının sinir sisteminin toplam boyutu, formun duyu ve hareket serbestilerinin bir türevi olacaktır. [bkz. Encephalization Quotient] […]

Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.