Kategoriler
Psikoloji

Ruh, Beden ve Zihin

Günümüz zihin teorileri ruh ile pek uğraşmıyor. Ancak, ruh-beden ayrımını da aşabilmiş değil birçok düşünce ekolü. Düşünceyi veya ruhu veya zihni, halen maddeden ayırıyoruz. Örneğin, işlevselci yaklaşım diyor ki zihin maddenin bir fonksiyonudur. Madde zihni üretir. Burada hala bir ruh-beden ayrımı var farklı bir isimle gizlense de.

Madde zaten zihindir. Madde ve zihin veya ruh ve beden iki ayrı töz değildir. Aynı töze bakarken ayrıklaştırdığımız hallerdir sadece. Yorulmak zihinsel midir bedensel mi? Ya arzular? İştah? Korku? Hepsinde hem bedensel hem zihinsel bir parça vardır. Bedene ve ruha (zihne) atfettiğimiz özellikler bir arada hareket ederler. Düşünmek ve söylemek bir aradadır. İştah ancak yiyebilmek fikriyle birlikte anlamlıdır. Korkularımıza karşılık gelen bir takım fiziksel şeyler her zaman mevcuttur. Hayaletlerden korkan biri bile aslında bir hayaletin ona gelip de zarar vermesinden veya görünmesinden korkar. Korktuğu şey çok soyut görünebilir ama her zaman o soyut kavramın somut çıktılarıdır bizi asıl endişelendiren. Başka şehirde okuyan çocuğu için endişelenen anne de fiziksel bir dünya halini aklına getirip endişelenmektedir. O fiziksel dünya olmasa, o endişe de mümkün olmazdı. Her türden insan bilişsel süreci, hem zihni hem bedeni içerir. Bu böyle olmak zorundadır. Çünkü beden ve zihin aynı şeye farklı yerlerden bakmaktır sadece.

Bedenlerin morfolojisi bu sebeple önemlidir. Bir canlının zihni dediğimizde aslında ilgili organizmanın formundan ve o formun yeteneklerinden bahsediyoruzdur. İnsanların ellerinin olması tesadüf değildir. El çok becerili bir organdır ve primatlar dışında hiçbir hayvan grubunda yoktur. Aynı şekilde insan iki ayağı üzerinde durur. Bu da görüş açısını çok önemli biçimde artırır. 70 kiloluk bir insan dünyaya 170 santimetreden bakar ortalamada. 70 kiloluk bir kurt ise 110 santimetreden bakar. Bu önemli bir farktır. İnsan çok iyi bir gözlemcidir.

Kurtun elleri yoktur. Olsaydı da onları bizim gibi kullanamazdı çünkü ellerini bizim gibi göremezdi. Birçok canlının burun çıkıntısı ve omuz eklemlerinin oynarlığı, ön uzuvlarını görmelerine engeldir. İnsanda ise omuzlar çok daha oynaktır ve arada görüşümüzü engelleyecek bir burun çıkıntısı yoktur. Ellerimizi rahatlıkla gözlemleriz ve alet yapmak bu sayede mümkündür. Doğada alet yapan veya kullanan diğer canlılara baktığımızda da benzerlikler görürüz.

Örneğin, bir fil hortumunun ucunu rahatlıkla görebilir ve bu sayede hortumuyla çok karmaşık işler yapabilir. Aynısı bir karga ve gagası veya ayakları için geçerlidir. Primatlar da bizim gibidir bu konuda. Ahtapotlar da sekiz kolun 4-6 tanesini rahatlıkla gözlemleyebilir. Bu sayede bu saydığımız canlılar alet yapabilirler veya kullanabilirler. [Kargaların alet yapımı ve kültürleriyle ilgili: https://www.youtube.com/watch?v=xcN3WzeKDlE ]

İnsan formundaki bir diğer incelik de yüz ifadeleridir. Primatların hepsi, yüz ifadeleri bakımından, kalan hayvanlardan daha özel bir yerdedir. Ancak insan, primatlar arasında da sivrilmiştir. 43 adet yüz kasımız vardır ve bunları kullanarak yüzlerce ifadeyi canlandırabiliriz. Bu çok önemli bir yetenektir. Formumuzu değiştirme şekillerimiz arttıkça, zihinsel becerilerimiz de artar. Daha fazla şey yapabilmek demek, daha fazla şey düşünebilmek demektir. Aynı zamanda, etrafı da daha iyi yorumlayabilmek demektir. Yüz ifadelerimiz olduğu için diğer insanların yüz ifadelerini yorumlamak da bize çok doğal gelir. Zorlanan veya kızan birini hemen anlarız. İstemesek bile anlarız. Bir bebek de bunu yapabilir, bununla ilgili çalışmalar vardır. Çok erken yaşta bile zorlanan veya yardıma ihtiyacı olan bireyleri anlayabilir insan bebekleri.

Son olarak, insan çok da fazla ses üretebilir. Fonemik olarak bazıları 700 bazıları 2 binden fazla ses üretebildiğimizi söylüyor. Bu devasa bir alfabe düşündüğünüzde. Sadece ikili kombinasyonları bile milyonlar mertebesinde bu kadar sembolün. Bu türden bir yetenek de daha gelişmiş bir zihin gerektiriyor elbette. Biri diğerini öncelemiyor, birlikte dönüşüyorlar.

Ana akım psikoloji anlayışında, ruh veya zihinsel durumlar hala bedenden soyutlanıyorlar birçok ekolde. Halbuki sadece bedeniz. Ve bedeni mutlu etmekten geçiyor ruhu mutlu etmek. Tersi de elbette geçerli. Ruhu huzursuz birinin bedeni de huzur bulamaz. En basitinden uyuyamaz bile. Bu ikisini ayırmak anlamsızdır.

Ruh ince iş. Ama bedene nasıl daha iyi bakabileceğimize dair kafa yormuş binlerce insan var. Binlerce öğreti var. Yoga var, pilates var. Tibet beşlisi var. Uykuyu düzenleme yöntemleri var. Bir sürü diyet tipi var. Yediklerimizin kalitesini artırmak için bir sürü seçeneğimiz var. Bazen yediğimiz bir tane elma, bir saat kitap okumaktan daha iyi gelir ruhumuza. Müzik, güneş, sıcaklık, rüzgar… Bedenin ihtiyaçları hep bunlar. Müziksiz kalınca da solar ruhumuz güneşsiz kalınca da. Son olarak da bizi insan yapan şeyler. Yani yüz ifadelerimiz, ellerimiz ve dilimiz. Hepsini doyurmalıyız. Hepsini güzelce eğitmeliyiz. Zanaatle uğraşan insanın canı zor sıkılır mesela. Güzel konuşabilen insan sevilir. Güzel şarkı söyleyen keyif verir. Yüz ifadelerimiz duygularımızdır ve ne kadar genişlerse o kadar hassas algılarız etrafımızı. Acıyı da sevinci de derinden yaşarız. Duyguları eğitmek, yüz ifadelerini, bedenin duruşunu ve nefesi düzeltmekle mümkündür. Duygularını eğitmiş her kişi öyle veya böyle bu yoldan geçmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.