Kategoriler
Felsefe

Thomas REID – II

Reid’i anlamak yolunda Descartes ve Kartezyen epistemoloji.

Ustalardan REID ile başladık. Önce onda biraz aşama kaydedelim, sonra başkalarına geçeriz diye düşünüyordum ancak fark ettim ki REID anlatabilmek için bazı düşünürlere ve teorilerine değinmek gerekecek. Açıkçası kafamda bir sıra yok, hatta bir sonraki paragrafa nasıl başlayacağımı bile düşünmedim. Geldikleri sırayla yazacağım. Kendi eleştirilerim de araya karışabilir, ilgili filozoflara dair klasik bir okuma değildir. Yazının kalanı bu ışıkta değerlendirilmelidir.

DES CARTES geldi ilk olarak aklıma. Meditasyonlar‘ı ilk kez okuduğumda “hadi canım” diye düşünmüştüm. Bu kadar anlamsız bir akıl yürütme bu kadar ciddiye alınıyor olamaz demiştim. Fransız dostumuz mutlak sorguyla başlıyor. Her şeyi sorguluyor, kendi varlığını bile. Ve sonra diyor ki, eğer sorgulayan yani düşünen bir ben varsa, ben varım demektir. Kendi varlığımdan emin olabilirim. Peki bu duyumlar, bu türlü türlü fenomen ne olacak? Onlar gerçek değil mi? Solipsist bir boşluğa mı düşeceğim? Sadece kendi varlığımdan mı emin olabilirim?

Buna da çözümü var üstadın. Diyor ki, ben varsam ve bir sürü düşüncem, bilgim, algım vs varsa, tüm bunları önceleyen bir şey olmalı. Tüm bunların ortada olması bile bunları üreten daha üst düzey bir nesnenin kanıtı aslında. Bu şekilde akıl yürütüyor ve Tanrı’yı kanıtlıyor kendince. Eğer bir Tanrı varsa, duyularımı düşüncelerimi tersyüz ederek beni kandırmadı diye de tamamlıyor usavurum silsilesini. Yani duyumlarımız da doğru olacaktır, bizim kadar olmasa da onlar da gerçektir. Sadece kendi varlığımdan değil, dış dünyanın varlığından da emin olabilirim diyor. Kartezyen felsefede üç töz vardır kabaca. Tanrı, ruh ve beden. Bu sırayla mümkündürler. İşin Tanrı kısmı bizi pek ilgilendirmediği için günümüz felsefecileri Kartezyen fikirleri zihne uygularken ruh-beden ikiliğinden bahseder. Halbuki tüm fenomende bir üçlük inşa etmiştir DES CARTES.

Biraz irdeleyelim ne demiş bu dost filozof. Öncelikle her türden bilgiyi sorgulamış. Tümünün kurumlardan ve kişilerden geldiğinin farkında. Onlar üzerine inşa etmek istemiyor sistemini. Mesela kendisinden önceki dönemde birçok filozof sistemini semavi dinlerin metafiziğine dayandırmıştır. Descartes bunu yapmak peşinde değil. Akla, matematiğe dayandırmak istiyor. Tam da bunu yaparken aslında önemli bir adım atıyor. Kendi aklını otoritenin önüne koyuyor. Bunu ilk kez yapan kişi değil elbette. Bir sürü örneği var. Hatta tam aynı dönemlerde yaşamış, yaşlılığını geçirmiş, sivri dilli GALILEO var birkaç yüz kilometre ötesinde. DES CARTES‘ın otorite eleştirisi daha da sert. Kendi aklının yolunu açıyor. Bilgiye kendi aklıyla da ulaşabileceğini söylüyor, dahası sadece bu şekilde hakiki bilgiye ulaşılabilir diyor.

Aklın yolunu açmak güzel ancak orada kalmak düşündürücü. Kartezyen bilgi teorisi diyor ki ben bir şeyin doğru olduğunu düşünüyorsam o şey doğrudur. Bireylere doğruluk tayin etme yeteneği veriyor bir nevi. Bunu daha iyi anlamak için pragmatist bilgi teorisine bakabiliriz. PEIRCE‘e göre gerçekliğe ancak yakınsayabiliriz. Bir fikrin doğruluğu da bireyin ötesinde bir anlam ihtiva etmez. Burada anlatılmak istenen, bireyin refahı için her yol doğrudur değil, aksine, bireyler doğruluğu tayin edemezler, sadece ona yakınsarlar. Ve söylediklerinin veya inandıklarının doğru üzerinde bir etkisi yoktur. Gerçekliği değiştiremeyiz.

REID‘in ise buradaki temel eleştirisi, nasıl olup da Descartes’ın sağduyunun ötesine geçtiği ile ilgili. Bir insan nasıl kendi varlığından şüphe edebilir ki? Bu türden bir şüphe gerçek midir? “Kendi varlığımdan şüphe ediyorum” diyebilirim ancak gerçekten edebilir miyim? Eğer etseydim konuşuyor olur muydum? Bunları düşünüyor olur muydum? Descartes ne yazık ki tüm akıl yürütmesiyle kendi varlığını değil, kendi şüphelerinin yokluğunu kanıtlamıştır. Şüpheleri sahici değildir.

İskoç ustaya göre Fransız’ın bu yaptığı bir şekilde moda olmuştur. DES CARTES sonrası ipini koparan bu türden sağduyuya aykırı açıklamalarda bulunmuştur. BERKELEY der ki mesela duyumların ötesini bilemem, HUME daha da abartır ve der ki onları bile bilemem. Felsefe tarihçilerine sorarsanız bu karmaşayı KANT toparlamıştır. Kişisel fikrimse öyle olmadığı yönündedir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.