Kategoriler
Uncategorized

Procrastination

Bu kavrama uzun süredir bir yerli karşılık arıyordum. Ertelemek. Erteleme davranışı. Bu türden bir şey anlaşılıyor procrastination denince. Halbuki bu sadece işin çıktısı, semptomu, emaresi. Batılının osuruklu aklı bir takım şeylere isim vermek konusunda ustalaşmıştır. Otizm, alzaymır, parkinson, disleksi, bipolar, şizofren… Sorsanız çok az fikri veya teorisi vardır sebebiyle ilgili bu durumların. Bir türden isim vermiştir ve o ismi gerçek sanmaya başlamıştır.

Erteleme veya erteleme davranışı türünden öneriler de bu sebeple anlamsız geliyordu bana. Olgunun doğasına nüfuz etmeyen isimler. Herhangi biri de baktığında o kadarını görüyor zaten. Bu çocukta atalet var diyor, beriki tembel diyor, hep son güne bırakır, yumurta kapıya dayanınca çalışır… Bin tane benzer tasvir varken ‘erteleme davranışı’ demek de aslında hiçbir şey dememek oluyor.

Olgunun doğasını en yalın şekilde anlatan bir şey duydum birkaç vakit evvel değerli bir düşünürden. İkna olmamak. İkna olmamak diyordu bu olguya. İkna olmadığımız için son ana bırakıyoruz. İkna olmadığımız için ayak diretiyoruz. Ağırdan alıyoruz, tembellik yapıyoruz, âtılız, basiretsiziz, verimsiziz…

Peki nedir ikna olamadığımız? Nedir tez yazanı son haftaya kadar tembellik yapmaya iten? Neden kalkıp da yarım saat vücudumuzu esnetmeye bile üşeniyoruz her türlü ağrımıza, nefesimize, canımıza iyi geleceğini bilirken?

Mevcut işin, olası eylemin bir fayda getireceğine ikna olmuyoruz. Bir şekilde bağdaşmıyor arzuladığımız çıktılarla yapmamız gerektiği söylenen iş. Mecburen son haftaya bırakıyoruz, ağırdan alıyoruz, elimizden geldiğince erteliyoruz.

Hayatımız boyunca o kadar çok şeyin peşinden koştuk ve o kadar koşmaya rağmen o kadar az şey elde ettik ki; mecburen ayak diriyoruz. Maddenin doğası gereği ikna olamıyoruz bu sefer peşinden koştuğumuz şeyin gerçekten bir faydası olacağına.

Binlerce kez sabahın köründe yataktan kalktık ve bir saat uzakta bir yerlere gittik ki osuruktan dersleri dinleyebilelim veya sonu gelmez mesailerin parçası olabilelim.

Tembellik yapan birey haklı. Bir şeylerin peşinden koşmak hiçbir işe yaramaz. Yorulduğunuzla kalırsınız. Ancak bireyin burada asıl sıkıntısı bu değil. Kurumların, bürokrasilerin kendine dayattığı gerçekliği, tüm gerçeklik sanmış. Koşması gerektiğine inanıyor. Bir diyete başlamalı. Veya spor kursuna, yogaya yazılmalı…

Halbuki bunlar kurumsal kafaların iş yapma şekli. Örgütlenmeler, hiyerarşiler, eğitimler, dersler, kurallar, ölçme ve değerlendirme, mesafe kat etme… Bunlara gerek yok.

Sadece o an yapmamız gerekeni yapmalıyız. Ne daha fazlası ne daha azı. Dizlerimiz ağrıyorsa ovalamalıyız, dinlendirmeliyiz. Bir konuda tez yazacak kadar araştırmamız varsa o tezi yazmalıyız. Kendimizi seviyorsak düzgün şeyler yemeliyiz. Vücudumuzdaki her kası her dokuyu her organı her kemiği dinlemeliyiz. İleride bir faydasını görürüm diye değil, şu an bunu yapmak eğlenceli olduğu için.

Başımıza bir iş gelmezse daha uzun yıllar yaşayacağız. O kocaman ömrün, o kocaman deneyimin birincil gözlemcisi ve idarecisiyiz. Ve dönüşeceğimiz şey, tüm bu deneyim sadece ve sadece ‘şimdi’ yaptıklarımızın türevi olacak. Dünya şimdiyi güzel geçirenlerin dünyasıdır. İleride bir faydası olur, milletin hoşuna gider, bana kapılar açar… diye değil. Güzel olduğu için yapmalıyız. Güzel olduğu için dizlerimize iyi bakmalıyız. Güzel olduğu için elma yemeliyiz.

İnsanları anlıyorum. Dolmuşta, trafikte, mesaide tüm günleri geçerken, kafalarında sürekli geçim derdi, ay sonu, gelecek kaygıları o bu şu varken, güzel davranmak ne ola ki? Nasıl buluna ki? Bulunsa nasıl zaman ayrılır ki?

Bunları düşünmek ne yazık ki yine kurumsal, büroktatik düşünmektir. Dolmuşta fırsat varsa kitap okumak güzeldir. Kitap okuyacak kadar alan olmuyor bazen. O zaman da müzik dinlemek güzeldir. O müzikleri zaman içinde sanatçı, albüm, sene, tür gibi bilgilerine göre ayrıntılı arşivlemek güzeldir. Bir konuda söyleyecek bir şeyiniz varsa söylemek güzeldir. Doğru olduğu için değil. Birileri duysun diye değil. Sadece söylemeniz gereken bir şeyi söylemeniz güzel olduğu için.

Erteleme davranışı yoktur, ikna olmamış primatlar vardır. Kendisinin değerli olduğuna ikna olmamış. Şu an, şimdi yaptıklarının önemli olduğuna ikna olmamış. Bedenindeki ruhundaki zihnindeki cevhere ikna olmamış. İkna olunuz. Değerlisiniz. Sakin olunuz. Şimdi buradaysak başka zaman nerede nasıl olacağımızın derdine düşmeye gerek yok. Bir şeyin derdine düşeceksek şimdiyi nasıl güzelleştireceğimizin derdine düşelim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.