Kategoriler
Uncategorized

Bir takım ufak tespitler

İnsanlar bir şeyler öğrendiklerini hissettikleri içeriğe yatırım yapmaya daha meyilliler. Hem zamansal yatırım hem finansal yatırım. Bir şeyler öğreneceklerini düşünüyorlarsa altı saatlik bir kursa altı yüz lira verebilirler. Komşusu istese vermez mesela. Ama bir tane tao öğretisi kursuna verir. Vegan diyete giriş diye bir blog yazısından hallice bir içeriğe verir.

Bir şeyler öğretiyormuş gibi yapmak aslında çok kolay. Oraya buraya birkaç link serpiştirseniz, birkaç wikipedia makalesine gitse bile insanların gözü boyanıyor. Bunu fark ettiğim günden beri link veresim gelmiyor. Olabildiğince anti-popülist yazmaya çalışıyorum. Alıntılaması zor. Aktarması zor. Okumak kolay. İçinde bir takım güzel yerler var ama bir sürü de kırıcı yer var. Bir daha okumak istemez canı yanan. Hedeflediklerimden biri de o aslında. Benim yazdığım bir şeyi okuyup, sevip de bir daha hiç okumayan insanlar mesela hedefim.

Bugün her türlü sosyal ortam bunun tam tersi şekilde işliyor. Bir twitter kullanıcısının bir lafını beğendiyseniz takip etmeye başlıyorsunuz, daha çok lafını beğeniyorsunuz. Benim yapmaya çalıştığım bunun bir anlamda tam tersi. Beğeniyorsunuz ancak bu içeriğin takipçisi olup da kendinize zarar vermek istemiyorsunuz. Yıkıcı. Bazı içerikler yıkıcı olmalıdır. Hatta her içerik yıkıcı olmalıdır. Bir türden ezberimizi yıkmalıdır. Yoksa neden vakit ayıralım?


Bilgi ucuzdur, kolaydadır. Birkaç dakikalık internet aramasıyla koca koca ülkelerin tarihlerini öğrenmeye başlayabilirsiniz. O kadar yakındır. Algı ise pahalıdır. Algı değerlidir. Algı zordur. Bizi bilgi peşinden koştururlar lakin esas olan algıdır.

Bir tane internet aramasıyla algınızı artıramazsınız bilginizi artırdığınız gibi. Bir tane kitap okuyarak algılarınızı açamazsınız. Bakma, düşünme, görme, hissetme şeklini değiştirmek zordur. İtalya’nın başkentinin adını bilmek gibi değildir.

Algılarımızı düzeltmekle uğraşmalıyız. Düzeltmek diyorum çünkü bazı kısımları ciddi anlamda hasarlı. Bazı kısımlarını insan yapısı nesneler istimlak etmişler tamamen. İnsan yapısı nesneler ne kadar sağlıklı olabilirlerse bunlar da o kadar sağlıklı.

Algıyı değiştirirken elbette bilgiden faydalanacağız. Ancak bilgi amaç değil araç. Bunu iyi anlamalıyız. Örneklere takılma lüksümüz yok.

Çocuk eğitimi çokça kafa yorduğum konulardan. Sürekli ebeveynleri izliyorum. Psikologların çocuklara karşı tavırlarına bakıyorum. Çocuğun felsefi anlamda durduğu yeri anlamaya çalışıyorum. Psikoloji veya sinirbilim literatüründe çocuklar ve hayvanlar “eksik” insan gibi anlaşılırlar mesela. Bir yönüyle insandan eksiktir bebekler ve hayvanlar.

Bu bir algı mesela. Bu bir bilme şekli değil. Bu bir bakma şekli. Ve bu bakma şeklini biraz yontarak başlamalıyız işe. Çocuklar bizden aptal değiller. Hayvanlar da bizden aptal değiller. Zeka sandığımız şeyin tarihine biraz baksak anlayacağız aslında ne amaçla nerelerde türetilmiş bu IQ, zeka vs işleri. Hangi kafalarla yapılmış bu ayrımlar. Nasıl bir ontoloji hüküm sürüyor psikolojide, felsefede, dilbilimde, sinirbilimde…

Çocuk veya bebek, toplumun kendine bakma şeklidir. Elinizi kaldırdığınızda kendini korumaya çalışan bir bebek, kendisini yetiştiren topluluğun eseridir. Onun aynasıdır. Elbette en fazla da en yakındakilerin aynasıdır. Nelerden etkilenme fırsatı varsa onlardan etkilenir canlılar. Ne daha fazlası ne daha azı.

Bir bebek de en fazla anne babasından etkileniyor. Onların kelimelerinden, dünyaya karşı duruşlarından, enerjilerinden, tavırlarından, karakterlerinden, birbirlerine davranma şekillerinden, dünyaya davranma şekillerinden…

Bugün ebeveynlerin çoğu ne yazık ki bir çocuğa ilham olabilecek kapasitede değiller. İnsan denen tür son birkaç nesle kadar çocuk yetiştirmeyi görerek büyürdü. Bunun da ötesinde bir çocuğun etrafında her zaman kendi yaşıtları olurdu. Son birkaç nesildir bunu bozduk. Anne babalar hayatları boyunca hiçbir memeli bebeğinin büyümesini izlemiyor. Kedinin köpeğinkini bile izlemiyor. Diğer kadınları yakından izleme şansı yok. Anneliği DVD setlerinden öğrenmesi gerekiyor. Kitap okuması gerekiyor emzirmek için. Çocuk psikoloğuna gitmesi gerekiyor tuvalet eğitimi için. Birçok bebek ise 3-4 yaşına kadar çok az sosyalleşiyor yaşıtlarıyla. Sonrasındaysa hep kontrollü ortamlarda etkileşiyorlar. Bilme ve bilinme algıları kısıtlanıyor. Her zaman izlenebilecekleri yerlerdeler. 1984 gibi. Evdeler, servisteler, sınıftalar, gitar kursundalar, evdeler, servisteler… Biz küçükken çoğu zaman kimse bilmezdi nerede olduğumuzu ve bu güzel bir şeydi. Ebeveyn için de çocuk için de.

Çocukları kendilerinden eksik canlılar olarak gören batı pedagojisi gereği çocukta en ufak bir davranışsal ilginçlik çıksa hasta damgasını vuruyoruz. Morfolojisinde bir sorun olmayan çocukların davranışlarında ufak ilginçlikler varsa bunun sebebi çocukların hasta olması değil toplumun hasta olmasıdır.

Kelebekten, kediden, güvercinden korkarak büyüyen çocuklar var mesela. Bir bebeğin beynine kedi korkusu salmak için gereken çabayı azımsıyoruz. Çocuğa şunu diyorsunuz kediden korkuturken aslında: etrafta kediler var, çoğu çok uysal canlılar, bazı insanlar evlerinde bakıyorlar, birlikte uyuyorlar, ama sen bu sevimli canlılardan korkacaksın, çünkü öyle. Çocuğun tüm gerçekliğini nasıl da karpuz gibi ikiye böldüğünden bile haberi yok ebeveynin. Kendi kediden korkacak kadar salak, bunu çocuğa da aktarmış. Çocuğun gerçekliğini nasıl zedelediğini hiç düşünmeden.

Yalanlar da bir başka hasar kaynağı çocuk zihni için. Bir kere bir şeyin yalan olabileceği fikri beyne yerleştiği anda daha önce öğrendiği, bildiği her şey sorguya açık hale geliyor. Benzer bir durum televizyon, internet vs için de var. 16 aylık bir bebek aynı ekrandan hem babasının yüzünü görebiliyor hem de shrek izliyor. Shrek ve babası aynı gerçeklikte eşitleniyorlar. Bunlar tehlikeli şeyler. Bazı pedagojilerde okuma yazma bile geç yaşta öğretilmeli denirken, televizyon internet gibi nesnelerin sürekli el altında olması bir bebeğin beynini daha 1-2 yaşından itibaren şekillendirmeye başlıyor. Kartezyen bir bilgi algısı dayatılıyor. Sürekli izliyor ve izleniyor. Deneyimin merkezi. Doğal değil de yapay nesneler ve kurgular. Belgeseller bile kamerayı bir yere koyup da bırakmak yerine sürekli hikaye üretme peşindeler. Ve üç yaşındaki bir bebek belki de günde sekiz saat bu hikayelere maruz kalıyor. Bundan birkaç nesil önceye kadar insan bebekleri üç yaşındayken toprakta, çayırda, kediyle, ağaçla olurlardı. Bugün tabletle, minecraftla uğraşan çocukların sağlıklı olmalarını beklemek ne yazık ki mümkün değil. Doğal değil. Asosyal bir ortam. Parmak uçları veya göz haricinde hiçbir uzuv çalışmıyor. Egzersiz yönü yok. Sürekli bir sözlü iletişim hali. İşitsel, dokunsal kısımlar neredeyse hiç yok. Ayaklar, kulaklar, sırt, dizler vs çalışmıyor. Bir memeli bebeğinin vücudunu tanıması gereken yaşta gün boyu tek bir nesneyle uğraşması ne yazık ki sağlıklı değildir.

Bundan yüz yıl önce on binde bir olan otizm oranının bugün atmış sekizde bir olması bir şeyler söylüyor bize. 150 katına çıkmış otizm oranı. Otizm diye bir şey yoktur. Batı kafasının uydurduğu bir isimdir otizm. Bir bebek memeli bazen sosyalliği ve dünyayı öğrenemez. Bunun sebepleri de o memelinin kişisel tarihi incelendiğinde açık ve net görülür. Örneğin bazı bebekleri günde on dakika bile kucaklarında tutmuyor ebeveynleri. Bunun bir takım sonuçları olması kaçınılmazdır. Bu sonuçlar her seferinde aynı şekilde yüzeye yansımazlar. Batılının kafasını karıştıran da bu olmaktadır çoğu zaman. Batılı ister ki X diye bir semptom olsun Y diye de hastalık. Eğer bu kadar kolay olsaydı tıp diye bir şeye gerek olmazdı. Tek bir semptom sonsuz farklı fenomenin belirtisi olabilir. Tek bir fenomenin de sonsuz farklı görüntüsü olabilir. Eski Yunan’da ve Çin tıbbında bilinen şeyler bu söylediklerim. Daha bütüncül olarak bakmadığımız müddetçe semptomlar falan anlamsızdır. Batı tıbbı ne yazık ki çok ağır şekilde endüstriyelleşmiştir ve daha da acı olan kısım batı tıbbının tek gerçeklik kabul edilmesidir. Batı tıbbının endüstriyel bir balina olduğu gerçeğiyle yüzleşmeden, şifa üzerine konuşamayız.

Otizm veya disleksi veya depresyon veya herhangi bir psikolojik hastalık oranı artıyor çünkü gittikçe daha da cozutuyoruz. Türkiye’deki araba sayısı son 20 yılda 3 katına çıkmış mesela. Bu güzel bir şey değil. Doğadan kopmak hastalık sebebidir. Günde altı saat tabletle oynayan çocuğun sosyallik sorunlarının olması veya ailesiyle samimiyette sıkıntı çekmesi veya dil öğreniminde gecikmeler olması sizce de gayet doğal değil mi? Sosyalleşeceği, ellerini ayaklarını kulaklarını kullanacağı veya anne baba kucağında oturacağı vakti tablet başında veya tv karşısında geçirdi. Veya anne baba bıraktı bir bakıcıya, bakıcı tv başına geçti, çocuk da duvar izledi. Hikaye veya semptom farklı olabilir, genel algıya bakınız. Bir şeylerin olması gerektiği gibi olmadığı yerler varsa oralarda sorun çıkması kaçınılmazdır. Yaşıtı bebeklerle oynamadan 4 yaşına gelen çocuğun sosyallik sorunu olur. Aynısı yaşıtı bebeklerle oynamayan köpek yavrusu için de olur. Bir köpek yavrusunu alın ve altı ay evden çıkarmayın, aynı belirtileri görürsünüz. Diğer köpeklere karşı irrasyonel bir korkusu olur. Çekinir. Gerilir. Geri gitmek ister. Saldırganlaşır. Havlar. Ve bunların tamamı doğru zamanda elde edemediği sosyallik yüzündendir. Doğada ufacık şeylerin devasa sonuçları olur. Bir bitkinin gidin ve manganez veya herhangi başka bir minerale erişimini kesin. En alakasız görünen minerale erişimi kesildiğinde bile bitkiler ölürler. Potasyum veya azot veya magnezyum eksiği veya fazlası bir bitkiyi hızla öldürebilir. Doğada bir şeyler eksik veya fazla olduğunda dikkat etmek gerekir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.