Kategoriler
Uncategorized

Adalet

Bir yerlerden gelip de her şeyi yoluna koyacak bir güç tahayyül ediyoruz hepimiz zihnimizin derinliklerinde. Tanrı fikrini kafamıza o kadar ufak yaştayken soktular ki. Tüm evren algımız yaratıcı, tasarımcı, mutlak otorite arayacak şekilde gelişti. Konu haksızlığa uğramak olunca da bir yerlerde olduğunu varsaydığımız bir ‘adalet’ uyduruyoruz.

Her şeyin adil olduğu yer. Hiç haksızlığın olmadığı yer. O konuma önce Tanrı’yı oturtuyoruz. Sonra da devletleri o konumun tesisinden sorumlu tutuyoruz. Devlet gelecekmiş de mahkeme düzenleyecekmiş de haksızlıklar olmayacakmış. Adalet hüküm sürecekmiş.

Bunların ne yazık ki hepsi uydurmaca arkadaşlar. Adalet diye bir şey yoktur. Haksızlığa uğramak diye bir şey de yoktur. Tüm bunları izleyen, yargılayan, belirleyen, cezalandıran vs bir evrensel güç de yoktur. Bunlar insan masallarıdırlar. Böyle bakmayı severiz etrafa. Çünkü bu bizi değerli hissettirir.

İnsanın değerli hissetme ihtiyacının tarihini incelemek lazım. Böyle bir ihtiyacı ortaya çıkarmak aslında medeniyet sandığımız şey. İnsanı önce kendinden tiksindirmek, sonra da bir şeylerin peşinden koşturmak. Neyin peşinden bolca koşulursa onun ekonomisi oluşuyor. Bir sonraki neslin normu oluyor o şey. Televizyon peşinden koşan adamların çocuklarıyız. Onların evine televizyon alındı. Biz televizyonu olan eve doğduk. Biz peşinden koşmaya devam ettikçe de iyice semiriyor bu ekonomiler. Kendi gerçeklerini dayatmaya başlıyorlar. Daha doğrusu bireyin hayatında o kadar fazla yer kaplamaya başlıyorlar ki bireyin gerçekliği haline geliyorlar. Günde altı saat televizyon izleyen biri günde on dakika dünyayı izlemiyor. Gerçekliği de mecburen filmlerdekine dönüşüyor.

Bir şeylerin filmlerdekine dönüşmesi ne demektir ki diye çok soruluyor. Aslında olay film değil. Tüm bu kurgular. Sinema bunların sadece bir tanesi. TV bir diğeri. İnternet. Gazeteler. Eğitim sistemi. Kurumlar. Kitaplar. Oyunlar. Şarkılar. Bunların hepsi beynine giriyor insanın. Aşk diye bir şey giriyor mesela kafasına. Onlarca aşk filmi izliyor. Onlarca aşk romanı. Yüzlerce aşk hikayesi. Yüzlerce aşk şarkısı. Herkes bir takım ezber tasvirler veriyor. Onu görmeden olmaz, onsuz yapamam, sensiz olamam, özledim, istedim, kavuşalım, sevişelim, görüşelim, aşığım, aşıksın, seviyorum, seveceğim, sevdim… Bolca ezber laf. Ve bu ezberleri yüzlerce binlerce saat içine çeken beyin mecburen gerçek sanıyor tüm bu kurmacayı. Aşk arıyor. Bir yerlerde bir ruh eşi olduğundan emin. Ne pahasına olursa olsun bulmalı. Onun için yaratılmış birisi var. Birlikte mutlu olacaklar. Birbirleri için gerekirse ölecekler. Gözleri dünyayı görmeyecek.

Adalet, aşk, komünizm… hepsi hikayedir arkadaşlar. Dünyaya kendi aklıyla, duyularıyla bakmayan insanları kandırmak için türetilmiş kurmacalardır. Devletler, şirketler, ideolojiler, kurumlar, dinler, anlatılar, partiler, öğretiler vs sahiplenir bu hikayeleri. Kurum der ki mesela adil davranacağız. Eşit olanaklar. Medeni hayat şartları. Modern ortamlar. Hak. Hukuk. Düzen. İmar. Hepsi ne yazık ki hikaye arkadaşlar.

Olabildiğince kendi deneyimimizle dünyayı anlamaya ve tanımaya çalışmalıyız. Bir kere yaşayacağız. Bu hikayelerin peşinde koşarken hakikatten uzak kalmayı göze alamayız. Kendimizden uzak kalmayı göze alamayız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.