Kategoriler
Uncategorized

Kaçış

Nereye yazsam birileri buluyor izimi. Kendi çapımda 12-13 yıldır internetin orasında burasında yazarım. Sözlüklerde yazdım, bloglarda, forumlarda… Yazdığım bazı yerlerde tanıyıp takip etmeye başlayanlar oldu. Birileri takip ettikçe yazmak benim için gergin bir şey olmaya başlıyor. Birilerinin bir yerlerde ezkaza değil de bilerek isteyerek yazdıklarımı okuyor olması fikri korkutucu. Bana uygun değil. Ben beceremiyorum.

Bir süre burada yazacağım. Şu ana kadar hep konu vs gibi sınırlamalar olan yerlerde yazdım. Burada da etiketler, listeler var ancak kullanmayı düşünmüyorum. Düşünce akışına olabildiğince az müdahale ederek yazmak lazım. Yani en azından bazen öyle yazmak lazım. Ve konular, isimler, etiketler, okuyucular, takipçiler vs buna alan bırakmıyor. Mecburen kendine dair bir kaygı da eşlik ediyor yazıya ve tüm yazma sürecine.

Şenlikler var bu aralar. Bahar festivalleri üniversitelerin. Bazıları olaylı. Düzenlenecek mi iptal mi edilecek diye haftalarca konuşuluyor. Şenlik tartışmak ne yazık ki aptallık emaresidir. Yirmi yaşında bir adamın kadının yapacak işi kalmamışsa şenlikle kafayı bozar. Daha da acı olanı bu yirmi yaşındaki dostumuzun öğrenci olması. Öğrenci demek bazı şeylerden muafsın demek. Öğrencilerin küçük bir kısmı okurken çalışıyor örneğin. Aileler onlara bu rahatlığı sağlıyor 22-23 yaşlarına kadar. Ve bu iktisadi rahatlık içindeki gençler, okumak için araştırmak için gelişmek için geldikleri yerde şenliğin derdine düşüyorlar.

Şenlik dedikleri de konsere gidip ayarsızlaşmak. Ayarsız içmek. Ayarsız yürümek. Ayarsız bağırmak. Ayarsız davranmak. Ayarsızlığın kılıfı adeta şenlik. Gençler ayarsız olabilecekleri ufak alanlar istiyorlar. Şenlik işin hikaye kısmı.

Bu türden kılıflar aslında modern dünya. Semt isimlerini anırarak gezmenin adı futbol taraftarlığı olmuş mesela. Elli bin kişi yanyana gelip de küfür etmek istiyorlar ve bunu bir tane kılıfa sokmaları gerekiyor. Futbol birçok şey için kusursuz kılıf. Bomboş bir iş olmasına rağmen toplumun her kesiminde kabul görmüş. İş adamları takım başına geçiyor, siyasiler futbola referansla konuşuyor, dedeler izliyor, çocuklar izliyor. Milli maç diye bir şey uydurmuşlar seksen milyon yürek nefesini tutuyor. Boş boş işler.

Sosyal medya da güzel kılıf. Aptallığın kılıfı. Tembelliğin kılıfı. Üç saat twitter kaydıran var. Dört saat instagramda geziyor bazen. Hikaye paylaşıyor paso. Anlamsız işler. Bir kere yaşayacak, internette gezecek kadar boş vakti bulmuş ve yaptığı iş instagramda göt izlemek veya kıyafet seçmek. Kadın-erkek birbirini yemezdi paylaştıkları aptallıkların miktarını bilselerdi.

Çoğu birey bunlara kanacak kadar aptal değil aslında. Ancak yine çoğu birey bunları sorgulayacak kadar da akıllı değil. Sorun da buradan çıkıyor aslında. Bu sistemlerin, etrafımızdaki her türlü kurgunun, kurumun sorguya açık olduğunu ve hatta sorgulanması gerektiğini anlamalıyız.

Asırlar önce yaşamış dedeler ve kendi dedelerimiz öyle yapmış olabilirler bazı şeyleri ancak bu bizi bağlamaz. Sıfırdan bakmalıyız dahil olduğumuz kurgulara. Din, devlet, eğitim sistemi, sağlık sistemi, şehir hayatı, apartman hayatı, söz-nişan-düğün, kutlamalar, seçimler, siyaset, partiler, futbol, sosyal medya, diziler… Hiçbirini olduğu gibi kabul etmek zorunda değiliz. Değiştirmek zorunda da değiliz. Sadece boş verebiliriz.

Şenliklere gitmem. Şenlikleri boş verdim. Sosyal medyayı boş verdim. Futbolu da. Siyaseti de. Kafe bar gezmeyi de boş verdim. Haftasonu kahvaltısını da boş verdim. İnsanlar bunları yapmaları gerektiğine o kadar inanmışlar ki. Takım tutması lazım sanıyor. Her hafta sonu sabahın köründe uyanıp anlamsız bir kahvaltıya sürüklüyor bedenini. Aldığı zevk sıfıra yakın. Harcadığı parayla bir hafta boyunca kahvaltı ederdi. Mutfağa kadar gitmek yerine üç semt öteye gitti. Tamamen fuzuli işler. Ancak norm olmuşlar. Anlatılınca çoğu kişi buna kanacak kadar aptal olamaz diye düşünürüz ancak unuturuz ki bu tip şeyler sorgulanmadan bireylere girerler ve çoğu birey sorgulamaya fersahlarca uzaktır en ufak nesneyi bile.

Etrafımızdaki zırvaların çoğu birkaç nesil önce yoktu. Bize birkaç nesil önce hayatın çok kötü olduğuna dair anlatılan bir hikaye var. Çoğu kişinin zihninde bir gelişim grafiği var. 1950’lerden iyidir 2000’ler diye düşünüyor. Daha yeni daha iyidir. Daha modern. Daha teknolojik. Arkadaşlar uyanınız. Akıllı olunuz. Hayat öyle bir şey değildir. Yeniyi, moderni, teknolojik olanı övmek reklam stratejisidir. Reklam stratejilerini düşünceleriniz sanmayınız. Ticari ürünleri de gerçek sanmayınız. Hepimize şifa diliyorum.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.