Kategoriler
Felsefe

Felsefeye giriş… ama nasıl?

Felsefe tarihini anlatmaya nereden başlasak? Yoksa hiç başlamasak mı?

Yaklaşık on yıldır, ismi lazım değil bir üniversitede, felsefeye giriş dersleri veriyorum. Dört farklı dersimiz var. İlki ‘Antik Yunan’ üzerine. Thales ile başlıyoruz, genelde Aristoteles ile bitiriyoruz. İkinci ders Roma, Hıristiyan ve aynı dönemdeki İslam felsefesi üzerine. Yaklaşık 1500 yıllık bir dönemi 12-13 haftada bitirmeye çalışıyoruz.

Üçüncü dersimizi modern felsefenin kurucusu kabul edilen Descartes ile açıyoruz ve Spinoza, Locke, Berkeley, Leibniz, Malebranche derken Kant’a kadar geliyoruz. Son ders ise Kant ile başlıyor ve Russell’a kadar, hatta bazen öğrenciler meraklıysa ucundan kıyısından Heidegger’e (hatta nadiren Deleuze’e) kadar geliyor.

Bir tek bizim okulda değil, genel hatlarıyla tüm felsefe lisans bölümlerinde benzer bir içerik var. 2500 yıllık bir tarihi, yüzlerce düşünürü, onlarca soruyu ve konuyu dört derse sıkıştırarak sunmaya çalışıyoruz. Zamanımız dar, elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerekiyor hem hocalar hem de öğrenciler olarak.

Bazen aklıma düşüyor, eğer lisans eğitiminin bağlayıcılığı ve zamansal kısıtları olmasaydı, felsefeyi (daha doğrusu felsefe tarihini) nasıl anlatırdım? Çocuğum olursa ona nasıl anlatırdım? Bir arkadaşım “hadi buyur” dese nasıl anlatırdım?

Bu ilk kez benim aklıma gelen veya içinden çıkamadığım bir soru değil. Aristoteles de kendinden önceki felsefecileri anlatmaya, özetlemeye çalışmıştı, Bertrand Russell da, çok değerli hocamız rahmetli Ahmet Cevizci de. Bu isimlerin ve daha nicelerinin yazdıkları birçok değerli kitap var bu konuda. Felsefe tarihi, batı felsefesinin tarihi, felsefenin öyküsü… gibi isimleri var. Meraklı okuyucuya ufak bir liste vermek de gerekirse bir çırpıda aklıma gelenler şunlar:

Ahmet Cevizci – Felsefe Tarihi

Frederick Copleston – Alman İdealizmi, Helenistik Felsefe, Ön-Sokratikler ve Sokrates

Bertrand Russell – Batı Felsefesi Tarihi

Macit Gökberk – Felsefe Tarihi

Orhan Hançerlioğlu – Düşünce Tarihi

Bedia Akarsu – Çağdaş Felsefe

Anthony Kenny – Batı Felsefesinin Yeni Tarihi

Cemal Yıldırım – Bilim Tarihi, Bilim Felsefesi

Jostein Gaarder – Sofi’nin Dünyası

Walther Kranz – Antik Felsefe

ve daha onlarcası. Eğer Türkçe olmayan içeriği de sayacak olursak belki de binlercesi.

Üstte listelediğim tüm kitaplar, alan (felsefe) dışından gelenler için hem okunurluk açısından hem de içerik açısından bir hayli güzel kaynaklar. Bu eserlerin sadece birkaç tanesini bile zaman ayırıp okuyabilirseniz felsefe tarihine dair çok şey öğrenirsiniz. Kimler felsefe yapmış, genel sorular neymiş, ne fikirler ortaya atılmış, hangi kutuplar varmış, kimler birbiriyle çekişmiş, karara bağlanan tartışmalar olmuş mu, hangi sorular hala çözüm bulamamış… Hepsiyle ilgili çok ayrıntılı olmasa da genel bir fikriniz olur.

Bertrand Russell
Bertrand Russell – Nobel ödülüyle ilgili söyleşiden bir kare

Festina Lente bu projeden (Zihniyat diye bir site kurmaktan) bahsettiği ve beni de davet ettiği zaman aklımda hemen yıllardır aradığım fırsatı bulduğum fikri canlandı. Spesifik bir konu veya düşünce yoktu kafasında, sadece felsefe ile ilgili yazmak isteyip istemediğimi sordu. Tek şartı herkesin anlayabileceği, felsefeyle alakası hiç olmayanların bile takip edebileceği bir dilde yazılacak olmasıydı. Bunun dışında bir kısıtlamadan bahsetmedi. Kendisine çaktırmadım ama benim için büyük bir fırsattı bu açıkçası. Büyük ustalar gibi olmasa da, onlar kadar ayrıntılı ve incelikli olmasa da, ben de kendi felsefe tarihimi yazıp insanlara aktarabilecektim. O sebeple kabul ettim teklifi. Belki çok nitelikli ve üst düzey şeyler yazamayacağım ancak kendi anladığım şekliyle felsefe tarihini özetleyeceğim burada ilerleyen yazılarda.

Henüz hangi konulardan bahsedeceğimi belirlemedim. Nasıl bir yöntem tutturacağımı da belirlemedim. Üstte listelediğim kitaplarda, genelde kronolojik yöntem esas alınıyor. Yani zamansal olarak filozoflar sıralanıyor ve bu filozofların eserleri, düşünceleri, ürettikleri kavramlar tartışılıyor, okuyucuya sunuluyor. Bununla birlikte, felsefi problemler ve birbirini takip eden (veya aynı çağda eser veren) filozoflar arasında düşünce ve konu bütünlüğü de korunmaya çalışılıyor. Örneğin Locke ve Berkeley (veya Spinoza ve Leibniz) apayrı iki felsefeci gibi değil de birbirleriyle ilişkileri de göz önünde bulundurularak okuyucuya aktarılıyor.

Ben biraz daha aykırı bir şeyler yapmak istiyorum açıkçası. Doğrudan bir problemi ele alıp, Foucaltvari bir arkeolojik ciddiyetle, tarihsel olarak izini sürmek istiyorum becerebildiğim kadarıyla. Ancak dediğim gibi henüz tam olarak karar vermiş değilim. Felsefi problemlerden mi bahsetmek lazım, yoksa bir takım kavramları mı irdelemek? Veya insanların sıklıkla merak ettiği sorulara cevap aramak mı en çok faydayı sağlar? Hiç olmadı doğrudan -olursa- yorumlarda, geri bildirimlerde insanların merak bahsettiklerine mi cevap aramak lazım… bilemiyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.